dikkatim dağınık, bir senedir özellikle. altında yatan bir şeyler vardır eminim, ileride çözmeyi ümit ediyorum. odaklanamadığımdan dolayı da sürekli bir yerlere kaçıyor zihnim. bir şeyler okurken buluyorum kendimi. kısa şeyler. başkalarının hikayeleri. internette, sosyal medya hesaplarında, kitaplarda...
bugün yine birkaç hikaye okudum sıradan insanların olduğu. istemsizce düşünüyorum okurken, acaba bende bir gün hikayesi okunan insan olacak mıyım diye. nedense inancım yok ama düşünmesi üzmüyor, tebessüm edip geçiyorum.
klasik müzik dinliyorum birde, iyi gelirmiş çalışırken odaklanmak için.
26 Nisan 2019 Cuma
16 Nisan 2019 Salı
Dark
tanrım, değiştiremeyeceklerimi kabullenmem için sabır, değiştirebileceklerimi değiştirmek için cesaret, farkı anlamak için akıl ver.
2 Ocak 2019 Çarşamba
11 Haziran 2018 Pazartesi
bu sefer francis'e elleyemedik.
Öncelikle eski yazımızın linkini şuraya koyalım:
http://fiskosortusu.blogspot.com/2014/06/19-haziran-2014-travis-konseri.html
Konu yine aynı olacak çünkü. Yine tesadüfler zinciri sonrası ekipçe Travis konserine yerimizi aldık. Tam olarak 8 Haziran 2018 akşamı, Zorlu Center'da. (Bu gereksiz bilgiyi de verdiğim için I am so happy, you are so happy, evet onu da çaldılar.)
Dört sene önce burada yazarken, insanlara bahsederken 'hayatımın en güzel günü' demiştim o konser için. Hala değişmedi bu düşüncem. Bir daha öyle bir atmosfer yaşamayız diye düşünüyordum. Dürüst olalım o konser daha heyecanlıydı ama burada da değinmem gereken şeyler var. Öncelikle genç yaş kitle oldukça çoktu bu sefer, lakinben rahatsız olmadım aksine sevindim. Travis'i hala zamana karşı canlı kılıyor bu durum gözümde. Kalabalıktan dolayı tek sıkıntı gereksiz bir gürültü olmasıydı. Zorlu Psm zaten pııfffs, çok sıkıcı bir ortamdı.
Konserden önce yine ön taraflara konuşlanma umuduyla dostlarım kapıda nöbet tutmuştu. O esnada yanımızda bulunan tatlı bir çifte Travis'le kuliste buluşma şansı geldi :) Çekilişle kazandılar bunu tabii, yok öyle beleşe. O arkadaşlara da selam olsun buradan (Kendileri ile daha sonra Massive Attack konserinde karşılaştım ve yine en önde dinledik beraber asdfsdf). Kapı açılınca en önde bulduk kendimizi. Kaderim değişmiyor! Yine Andy ile karşı karşıyaydım. Douglas bana göre solda kaldığı için üzgünüm. Bu sefer takım elbise giymiş birde, alyansta yok ya artık bir havalar flörtler falan. Kahretsin.
Setlist niteliğinde bilgi, açılıştan itibaren The Man Who albümünü tamamen çaldılar. Sonra bilindik parçalara geçildi. Selfish Jean çalmadı ama bu konuda üzgünüm. Sonlara doğru burukluğum arttı ki, Side söylerken 'atarlı giderli' adeta Bursaspor - Beşiktaş maçını aratmayacak tarzda slogan atarak söylemişim, o an biri bir şey yapsa kan dökülürdü sanırım. Genel olarak performans güzeldi zaten.
Son olarak, biz bir önceki konserinden dolayı (Budapeşte'deydi sanırım) Travis'ten Britney Spears coverı bekliyorduk. Şaka değil. Francis elinde gitarla yalnız çıkınca meraklandık önce ama ciddiye almadık. Sonra kulağa benzer bir şeyler duyulmaya başladı. Adam bir anda Dağlar Dağlar'ı söylemeye başladı ya la! Ahaha, insanlar önce idrak etmekte zorlandı ama ikinci cümleden itibaren gürültülü şekilde eşlik edildi. En önde olmama rağmen Francis'in sesini zor işittim:) Kesinlikle çok güzeldi. Çok saygı duydum kendisine. Zaten söyledikten sonra kendisi de duygulandı, gözleri doldu. Bizimde sevgi ve saygımız kat ve kat arttı. O güzel anlarda böylece sonlandı. Hep demiştim yine aynı cümleyle sonlandırayım: iyi ki varsınız be!
http://fiskosortusu.blogspot.com/2014/06/19-haziran-2014-travis-konseri.html
Konu yine aynı olacak çünkü. Yine tesadüfler zinciri sonrası ekipçe Travis konserine yerimizi aldık. Tam olarak 8 Haziran 2018 akşamı, Zorlu Center'da. (Bu gereksiz bilgiyi de verdiğim için I am so happy, you are so happy, evet onu da çaldılar.)
Dört sene önce burada yazarken, insanlara bahsederken 'hayatımın en güzel günü' demiştim o konser için. Hala değişmedi bu düşüncem. Bir daha öyle bir atmosfer yaşamayız diye düşünüyordum. Dürüst olalım o konser daha heyecanlıydı ama burada da değinmem gereken şeyler var. Öncelikle genç yaş kitle oldukça çoktu bu sefer, lakinben rahatsız olmadım aksine sevindim. Travis'i hala zamana karşı canlı kılıyor bu durum gözümde. Kalabalıktan dolayı tek sıkıntı gereksiz bir gürültü olmasıydı. Zorlu Psm zaten pııfffs, çok sıkıcı bir ortamdı.
Konserden önce yine ön taraflara konuşlanma umuduyla dostlarım kapıda nöbet tutmuştu. O esnada yanımızda bulunan tatlı bir çifte Travis'le kuliste buluşma şansı geldi :) Çekilişle kazandılar bunu tabii, yok öyle beleşe. O arkadaşlara da selam olsun buradan (Kendileri ile daha sonra Massive Attack konserinde karşılaştım ve yine en önde dinledik beraber asdfsdf). Kapı açılınca en önde bulduk kendimizi. Kaderim değişmiyor! Yine Andy ile karşı karşıyaydım. Douglas bana göre solda kaldığı için üzgünüm. Bu sefer takım elbise giymiş birde, alyansta yok ya artık bir havalar flörtler falan. Kahretsin.
Setlist niteliğinde bilgi, açılıştan itibaren The Man Who albümünü tamamen çaldılar. Sonra bilindik parçalara geçildi. Selfish Jean çalmadı ama bu konuda üzgünüm. Sonlara doğru burukluğum arttı ki, Side söylerken 'atarlı giderli' adeta Bursaspor - Beşiktaş maçını aratmayacak tarzda slogan atarak söylemişim, o an biri bir şey yapsa kan dökülürdü sanırım. Genel olarak performans güzeldi zaten.
Son olarak, biz bir önceki konserinden dolayı (Budapeşte'deydi sanırım) Travis'ten Britney Spears coverı bekliyorduk. Şaka değil. Francis elinde gitarla yalnız çıkınca meraklandık önce ama ciddiye almadık. Sonra kulağa benzer bir şeyler duyulmaya başladı. Adam bir anda Dağlar Dağlar'ı söylemeye başladı ya la! Ahaha, insanlar önce idrak etmekte zorlandı ama ikinci cümleden itibaren gürültülü şekilde eşlik edildi. En önde olmama rağmen Francis'in sesini zor işittim:) Kesinlikle çok güzeldi. Çok saygı duydum kendisine. Zaten söyledikten sonra kendisi de duygulandı, gözleri doldu. Bizimde sevgi ve saygımız kat ve kat arttı. O güzel anlarda böylece sonlandı. Hep demiştim yine aynı cümleyle sonlandırayım: iyi ki varsınız be!
23 Mayıs 2018 Çarşamba
beni bu hale beth gibbons getirmiş dahi olabilir
Müzikle duygusal bağlamlarım
haddinden fazla. Aylar önce kime dahi yazdığımı zor anımsadığım gizli bir
notuma takıldı gözüm, şöyle bir şeyler:
dinle. lise zamanlarımın başlarında dream tv izlerken cem adrian çıkıp üç tane
favori grubundan şarkılar söylemişti. bir tanesi portishead’den only you adlı
şarkıydı. o zamanlar ingilizceye kafam basıyordu biraz, beth gibbons ‘we suffer
everyday what is it for?’ diye sormaya başlamıştı bile. grupla tanışmam böyle
oldu. her neyse benim bugün aklıma bu şarkı geldi, sözlerini mırıldanıp durdum.
kalbim sıkıştı birden. aslında önemsemediğim sandığım şeyleri gayet
önemsediğimi, farkında olmadan bunların bende acı hissi uyandırması... sanırım
ben hep böyleyim. birileri gelip geçiyor hayatımızdan, her dönem acının nedeni
başka eşyalar, nesneler, insanlar, hayvanlar ve inançlar oluyor ama bu aralar en çokta ‘anlaşıldığım hissine kapıldığım’
insanlar tarafından kendi bilincimi kuşatmam ve bunu sadece bir kişiye itiraf
etmem yakın zamanda. korkum galiba hep anlaşılmaktı, anlaşılırsam bir şeyler
tamamlanır ama ben hep yarım kalmaya devam ederim. keza öyle de oluyor. evet
okuyor olma ihtimaliniz yüksek. böyle diyerek seni/sizi yücelttim kendimi ise
indirgedim yine tebrikler. hayır, hiçte yüce bir insan değilsiniz oysa.
peki probleme dönersek ben niye
gaza geliyorum hemen aynı dili konuşunca, dünya güzel hayat çiçek böcek
insanlar mükemmel oluyor. bu kadar büyük bir olgu mu bu? ama işler ummadık
olunca, muazzam düşüşler. yazıp yazıp siliyorum. duygu yüklüyüm. bu hisler
enteresan. anlam vermeden, kopamıyorum. e bir mucize olmayacağına göre, canımız
sağolsun o zaman içimizdeki iyiliği kaybetmeden.
20 Aralık 2017 Çarşamba
it is like learning a new a language
Yine geliyor gönlümün efendisi, yeni yıl dostlarım. Bu sene şehir dışında olacağım için şimdi yazmak için sabırsızlandım. Tabii ki heyecanla karışık aşağıdaki şarkıyı söyleyerek hüzünlüyümde.
Bu arada bir şeyler dilemeyi geçen sene bırakmıştım. Bana bu sene biri 'umarım hayalinden geçenler kalbine dokunur' demişti. Bende onu diyorum. Kalbinde iyilik olanlara.
Seneye Görüşürüz!
2 Ekim 2017 Pazartesi
beklenen gün geldi, açtı laleler beyaz
bundan on sene önce falandı, lisede bir gün okulu kırıp sokaklarda amaçsızca dolaşıyorduk. kalabalık bir caddede bir afiş görmüştüm. önce çekinerek sonra ise arsızca o afişi duvardan uğraşarak söktük. sakin posteriydi o. hani şu müzik grubu olan, sonra dağıldılardı. dağılmasına üzüldüğüm tek topluluk. canlı bile dinleyemedik. oysa afişini yırttığım zamanlar benim şehrime konsere gelmişlerdi. yaşımız küçüktü kader utansın. seneler sonra o duygular hiç değişmemiş gibi üstüne derin özlemle dinliyorum tekrardan tüm şarkılarını bu gece. o posteri hala saklıyorum.
ve şarkının aksine, evet kışa doğru yol alıyoruz ama laleleri açtıramadık hala. umutlar tükeniyor.
ve şarkının aksine, evet kışa doğru yol alıyoruz ama laleleri açtıramadık hala. umutlar tükeniyor.
30 Eylül 2017 Cumartesi
'sen ve ben dostum'
en son ne zaman yazdığımı hatırlamayacak kadar uzun süredir yazmıyorum buraya. başlıca sebeplerimden biri 'artık yazamamam'. bunun yanında bir de içimden gelmeyişi var sanırım. samimiyetsizliği sevmiyorum. ve artık samimiyete dair 'biz'de, 'burada' ne kaldı bilmiyorum.
geçen günleri tekrar tekrar kafasında yaşamayı çok seven bir insanım. geçen güzel ve kötü günleri hatırlamazsak geriye elde pek bir şey kalmıyor gibi geliyor bana. bizi büyüten, eğiten, uslandıran şeyler yaşadıklarımızda gizli.
kopuk kopuk sahneler geliyor gözümün önüne. istanbul. şişhane. salon. heyecan. müzik. ve içimden bir şeyler kopup gidiyor. adını koyamadığım, tarif edemediğim, göğsümün en derinlerinde kendini sadece bana hissettiren bir şeyler.
günler geçmiş, bizler durulmuş, hayat ilerlemiş, insanları bir şeyleri kaçırmış.
ne kalacak geriye bilmiyorum. hiç.
geçen günleri tekrar tekrar kafasında yaşamayı çok seven bir insanım. geçen güzel ve kötü günleri hatırlamazsak geriye elde pek bir şey kalmıyor gibi geliyor bana. bizi büyüten, eğiten, uslandıran şeyler yaşadıklarımızda gizli.
kopuk kopuk sahneler geliyor gözümün önüne. istanbul. şişhane. salon. heyecan. müzik. ve içimden bir şeyler kopup gidiyor. adını koyamadığım, tarif edemediğim, göğsümün en derinlerinde kendini sadece bana hissettiren bir şeyler.
günler geçmiş, bizler durulmuş, hayat ilerlemiş, insanları bir şeyleri kaçırmış.
ne kalacak geriye bilmiyorum. hiç.
24 Eylül 2017 Pazar
Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem
Selam, ben geldim!
Hem de eskiye göre herkesten ve her şeyden daha çok nefret eder halde geldim. Vega'nın yeni albümü ile flashback yaşarken 'aa bizim blog vardı lan' dedim ve geldim. İçimdeki nefret çok büyük.
Son zamanlarda nefret duygusunun üzerinde çok durup, bu duygunun bir virüs gibi birbirimize geçtiğini düşünüyorum. O virüsü ilk bulaştıranın ve ortaya çıkaran olayın allah belasını versin! Bilmiyorum bence bende öyle oldu. Bu kadar bencil ve ihmalkar davranmamı sağladığı için bana bulaştıranların da allah belasını versin lütfen.
Artık başkalarını kırmaktan çekinmiyoruz çünkü mutlu olmaya ihtiyacımız var. Belki böyle olmasını istemiyoruz karşımızdaki için üzülüyoruz ama onun bununla baş etmesi gerektiğini elimizden bir şey gelmediğini düşünüyoruz. Bu bir süreden sonra alışkanlık haline geldiğinde yaşamımızı şekillendiriyor. Yürürken birbirine yanlışlıkla çarpan insanların birbirine bağırması, trafiğe girdiğimizde küfürler sözlüğünü yalayıp yutmuş gibi davranmamız, fatura kuyruğunda çok kolay sinirlenebilmemiz hep nefretimizden, bencilliğimizden. Dışarıda yürürken insanların yüzüne biraz dikkatli bakın; hepsi nefretle bakıyor. Mutlu olmak için bencilce davranmak kolay geliyor.
Kırdığımız insan ne mi oluyor? Geri zekalı değilse olayın farkına varıp içinde nefret duygusunu büyütüp herkese ve her şeye nefretle yaklaşmaya başlıyor. (virüs alert) Çünkü bu baş edebilmenin en kolay yolu. Bence bende de böyle oldu. Şu an birini kırdığımda kolayca bana ne diyebiliyorsam bu çok da benim suçum değil. Anca böyle baş edebildim, geri zekalılık yapıp sürünmenin anlamı yok. Gül bahçesinde yaşamıyoruz en nihayetinde. Tanrı'nın değirmenleri yavaş yavaş öğütür diye bir söz vardır aynı öyle yavaş yavaş yerleşiyor nefretimiz içimize. Sonrası kronik mutsuzluk...
Hayır durum o kadar saçma ki nefret etmemiz karşı tarafa normal geliyor ve canını yakmıyor. Bakın yemin ederim bu böyle. Seri katil yakalanıyor ve idama çarptırılıyor. İdam edilmeden önce teker teker öldürdüğü insanların aileleriyle yüzleştiriliyor. Hepsi ondan ne kadar çok nefret ettiğini ne kadar çok kötü bir insan olduğunu söyleyip ağlanıyor. Katilde tık yok. En son giren aile onu affettiğini çünkü hayatı boyunca nefretle yaşadığı için ondan nefret etmenin bir anlamı olmayacağını söylüyor. Katil için çöküş affedildiğinde başlıyor. O kadar alıştık ki nefret artık çok normal bizim için. Umursamıyoruz.
Mutluluğumuzu öldüren katillerimizi affedersek belki bir şeyler normale döner. Becerebilir miyiz?
Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem!
Hem de eskiye göre herkesten ve her şeyden daha çok nefret eder halde geldim. Vega'nın yeni albümü ile flashback yaşarken 'aa bizim blog vardı lan' dedim ve geldim. İçimdeki nefret çok büyük.
Son zamanlarda nefret duygusunun üzerinde çok durup, bu duygunun bir virüs gibi birbirimize geçtiğini düşünüyorum. O virüsü ilk bulaştıranın ve ortaya çıkaran olayın allah belasını versin! Bilmiyorum bence bende öyle oldu. Bu kadar bencil ve ihmalkar davranmamı sağladığı için bana bulaştıranların da allah belasını versin lütfen.
Artık başkalarını kırmaktan çekinmiyoruz çünkü mutlu olmaya ihtiyacımız var. Belki böyle olmasını istemiyoruz karşımızdaki için üzülüyoruz ama onun bununla baş etmesi gerektiğini elimizden bir şey gelmediğini düşünüyoruz. Bu bir süreden sonra alışkanlık haline geldiğinde yaşamımızı şekillendiriyor. Yürürken birbirine yanlışlıkla çarpan insanların birbirine bağırması, trafiğe girdiğimizde küfürler sözlüğünü yalayıp yutmuş gibi davranmamız, fatura kuyruğunda çok kolay sinirlenebilmemiz hep nefretimizden, bencilliğimizden. Dışarıda yürürken insanların yüzüne biraz dikkatli bakın; hepsi nefretle bakıyor. Mutlu olmak için bencilce davranmak kolay geliyor.
Kırdığımız insan ne mi oluyor? Geri zekalı değilse olayın farkına varıp içinde nefret duygusunu büyütüp herkese ve her şeye nefretle yaklaşmaya başlıyor. (virüs alert) Çünkü bu baş edebilmenin en kolay yolu. Bence bende de böyle oldu. Şu an birini kırdığımda kolayca bana ne diyebiliyorsam bu çok da benim suçum değil. Anca böyle baş edebildim, geri zekalılık yapıp sürünmenin anlamı yok. Gül bahçesinde yaşamıyoruz en nihayetinde. Tanrı'nın değirmenleri yavaş yavaş öğütür diye bir söz vardır aynı öyle yavaş yavaş yerleşiyor nefretimiz içimize. Sonrası kronik mutsuzluk...
Hayır durum o kadar saçma ki nefret etmemiz karşı tarafa normal geliyor ve canını yakmıyor. Bakın yemin ederim bu böyle. Seri katil yakalanıyor ve idama çarptırılıyor. İdam edilmeden önce teker teker öldürdüğü insanların aileleriyle yüzleştiriliyor. Hepsi ondan ne kadar çok nefret ettiğini ne kadar çok kötü bir insan olduğunu söyleyip ağlanıyor. Katilde tık yok. En son giren aile onu affettiğini çünkü hayatı boyunca nefretle yaşadığı için ondan nefret etmenin bir anlamı olmayacağını söylüyor. Katil için çöküş affedildiğinde başlıyor. O kadar alıştık ki nefret artık çok normal bizim için. Umursamıyoruz.
Mutluluğumuzu öldüren katillerimizi affedersek belki bir şeyler normale döner. Becerebilir miyiz?
Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem!
17 Eylül 2017 Pazar
paul auster
hiç kimse bir başkasının sınırından içeri giremez, nedeni çok basit: hiç kimse kendine ulaşamaz da ondan.
15 Eylül 2017 Cuma
Acı özgürleştirebilir
Aylardır aklımda. hadi kızım, yaz kızım, aha bu söz güzelmiş ondanda iyi konu çıkar kızım...falan. Lakin bu yazının öznesi sadece benim bugün. günlük tutmayı bıraktım aylardır yazmıyorum. Artık biraz anlaşılmak istiyorum. Burası bizim mutlu yuvamızdı vakti zamanında, neden yabancılaştık?
Bir cuma akşamından bildiriyorum. Hafta boyunca çalışmanın verdiği tatlı yorgunluk, yarın doyasıya uyku çekecek olmanın verdiği rahatlık birde. Bu cuma akşamına gelmeden önce önemli meseleler var. Ben bu hafta ilk defa hayatımda bir şeyi değiştirememenin, daha doğrusu elimden gelmeyişinin acısını yaşadım. Ağlamaktan bayılabilirdim, ilginç. Hayatta oluyor tabii üzücü olaylar. Ama bunun hissi çok farklı. Acıdan ziyade hissettiğim bir rahatlama var. Sanki bunu yaşamak beni özgür kıldı, bir şeyleri belirginleştirdi önümde. Hayatta seni neyin beklediği belirsizliği bazen öldürmese de süründürüyor. Ben o etaplardan birini kaldırdım işte. Sanırım zamanla bu kişisel durumum beni güçlü kılacak. İşte met'i met yapan var eden şey budur!!! diye anılabilirim. Başıma gelen garip hastalıklar yaşadım, bende kalıcı etkileri oldu. Ne kadar üzücüydü! Sonra döndüm baktım ama gerçekten sağlıklı insan var mı bu çağda? grip niyetine herkes kanser olurken, kendi güzelim vücuduna acımasızca o pis yemekleri yiyerek saldırırken.. birde kalp kanserleri var, hatta katilleri. onlara girmeyelim hiç.
Geçen kıştan bildiriyorum. Saçma sapan benle alakası olmayan bir insana aşık olmuştum. Hakkını yemeyelim yüzü güzeldi, ondan dolayı da kapılmış olabilirim eheh. Neyse, o rüyadan uyanma sürecim sarsıntılı olmasına rağmen yine de aşık olmak güzeldi gibi gibi. Ha sen üzerine alınma güzelim, senin güzel olan tek tarafın yüzündü diye belirtmiştim cümleye girerken.. Tanrı güzel karakterler versin ama önce. İnsanların dedikodusunu yaparak kirletemeyeceğim şimdi buraları. Ah biz kadınlar, az çatlak değiliz...
Bugün iş yerinden bildireyim birde son kez. Çalışırken, 'mühendis olmayı hayal ederken bunları düşünmüyordun herhalde?' diye bir soru aldım. o esnada bir cihazın şasesinin montajına yardım ediyordum. neden hayal etmeyim diye düşündüm, sonuçta elimin emeğinin olduğu her iş bir mühendisliktir neticede, değil mi?
Evet bir senemin özeti bu kadardı. Eylül'e girdik zaten, sonrasından da pek bir şey çıkmaz.
Bir cuma akşamından bildiriyorum. Hafta boyunca çalışmanın verdiği tatlı yorgunluk, yarın doyasıya uyku çekecek olmanın verdiği rahatlık birde. Bu cuma akşamına gelmeden önce önemli meseleler var. Ben bu hafta ilk defa hayatımda bir şeyi değiştirememenin, daha doğrusu elimden gelmeyişinin acısını yaşadım. Ağlamaktan bayılabilirdim, ilginç. Hayatta oluyor tabii üzücü olaylar. Ama bunun hissi çok farklı. Acıdan ziyade hissettiğim bir rahatlama var. Sanki bunu yaşamak beni özgür kıldı, bir şeyleri belirginleştirdi önümde. Hayatta seni neyin beklediği belirsizliği bazen öldürmese de süründürüyor. Ben o etaplardan birini kaldırdım işte. Sanırım zamanla bu kişisel durumum beni güçlü kılacak. İşte met'i met yapan var eden şey budur!!! diye anılabilirim. Başıma gelen garip hastalıklar yaşadım, bende kalıcı etkileri oldu. Ne kadar üzücüydü! Sonra döndüm baktım ama gerçekten sağlıklı insan var mı bu çağda? grip niyetine herkes kanser olurken, kendi güzelim vücuduna acımasızca o pis yemekleri yiyerek saldırırken.. birde kalp kanserleri var, hatta katilleri. onlara girmeyelim hiç.
Geçen kıştan bildiriyorum. Saçma sapan benle alakası olmayan bir insana aşık olmuştum. Hakkını yemeyelim yüzü güzeldi, ondan dolayı da kapılmış olabilirim eheh. Neyse, o rüyadan uyanma sürecim sarsıntılı olmasına rağmen yine de aşık olmak güzeldi gibi gibi. Ha sen üzerine alınma güzelim, senin güzel olan tek tarafın yüzündü diye belirtmiştim cümleye girerken.. Tanrı güzel karakterler versin ama önce. İnsanların dedikodusunu yaparak kirletemeyeceğim şimdi buraları. Ah biz kadınlar, az çatlak değiliz...
Bugün iş yerinden bildireyim birde son kez. Çalışırken, 'mühendis olmayı hayal ederken bunları düşünmüyordun herhalde?' diye bir soru aldım. o esnada bir cihazın şasesinin montajına yardım ediyordum. neden hayal etmeyim diye düşündüm, sonuçta elimin emeğinin olduğu her iş bir mühendisliktir neticede, değil mi?
Evet bir senemin özeti bu kadardı. Eylül'e girdik zaten, sonrasından da pek bir şey çıkmaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
