5 Ekim 2017 Perşembe

Is there anybody out there?

Nereden gireceğimi bilemiyorum. Öyle ki çoğu sözcük girizgahı oluşturamadığı gibi, nasıl çıkacağını da bilemiyor. Kulaklarımın sürekli uğultulu olmasının nedeni budur belki, sözcükler ağzımdan çıkamadığı için kulaklarımı zorluyordur çıkmak için. 
Hayatımda neler yaptığımı vesaire anlatmayı sevmiyorum burada pek. Yazmaktan bile üşenir oldum. Bazen duygularımı not etmek istiyorum buraya o kadar. Niye şimdi mesai saatlerimde, ofiste kendimi sıkışmış gibi hissediyorsam. Bu oda bile şahit oldu nedensiz çok gülüş ve ağlayışlarıma.  Çalışıyormuş gibi yaptığım oldu bazen gizli gizli bir şeyleri düşünürken. Tüm gün klavyede bir şeyler yazmaya çalışıyoruz zaten, birazda kişisel cümlelerimi karalamanın zararı gelmez. Bir yandan da Spotify uygulaması açık olur, genelde çalışırken soundtrackler dinlemeyi tercih ederim. Fazlası iyi değil ama, duygulandırıyor.
Çok insanları düşündüm, düşünüyorum. Çoğu bilmez bile onları düşündüğümü. Tek farkı o zamandan bu yana çoğunun bir şey hissettirmemesi içimde. Bu durum aslında hep istediğim şeydi ama ne yalan söyleyeyim, hissizleşmek kötü biri arkadaşlar. Bir şeyi başarmak için çok çabalarsınız, sonra elde edince 'bu muydu yani' diyip tekrar bir boşluğa düşersin ya. Aslında güzel olan o başarmanın süreciydi. Ne başı ne de sonu. Peki sırada ne var? Neyi başarmam gerekiyor bilmiyorum. Kafamın adeta hem yoğun hemde bir o kadar boş olduğu bir dönemdeyim. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Eğer bir şey başarılacaksa bu hepsine olacak. Batacaksa da aynı şekil. O yüzden yerimde duruyorum şimdilik. Hayatı uzaktan izliyorum. Omuzlarda yük yine de baskı yapsa da, hafif bir huzuru yok değil bu durumun. 

2 Ekim 2017 Pazartesi

beklenen gün geldi, açtı laleler beyaz

bundan on sene önce falandı, lisede bir gün okulu kırıp sokaklarda amaçsızca dolaşıyorduk. kalabalık bir caddede bir afiş görmüştüm. önce çekinerek sonra ise arsızca o afişi duvardan uğraşarak söktük. sakin posteriydi o. hani şu müzik grubu olan, sonra dağıldılardı. dağılmasına üzüldüğüm tek topluluk.    canlı bile dinleyemedik. oysa afişini yırttığım zamanlar benim şehrime konsere gelmişlerdi. yaşımız küçüktü kader utansın. seneler sonra o duygular hiç değişmemiş gibi üstüne derin özlemle dinliyorum tekrardan tüm şarkılarını bu gece. o posteri hala saklıyorum.

ve şarkının aksine, evet kışa doğru yol alıyoruz ama laleleri açtıramadık hala. umutlar tükeniyor.


30 Eylül 2017 Cumartesi

'sen ve ben dostum'

en son ne zaman yazdığımı hatırlamayacak kadar uzun süredir yazmıyorum buraya. başlıca sebeplerimden biri 'artık yazamamam'. bunun yanında bir de içimden gelmeyişi var sanırım. samimiyetsizliği sevmiyorum. ve artık samimiyete dair 'biz'de, 'burada' ne kaldı bilmiyorum.
geçen günleri tekrar tekrar kafasında yaşamayı çok seven bir insanım. geçen güzel ve kötü günleri hatırlamazsak geriye elde pek bir şey kalmıyor gibi geliyor bana. bizi büyüten, eğiten, uslandıran şeyler yaşadıklarımızda gizli.

kopuk kopuk sahneler geliyor gözümün önüne. istanbul. şişhane. salon. heyecan. müzik. ve içimden bir şeyler kopup gidiyor. adını koyamadığım, tarif edemediğim, göğsümün en derinlerinde kendini sadece bana hissettiren bir şeyler.

günler geçmiş, bizler durulmuş, hayat ilerlemiş, insanları bir şeyleri kaçırmış.

ne kalacak geriye bilmiyorum. hiç.

24 Eylül 2017 Pazar

Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem

Selam, ben geldim!

Hem de eskiye göre herkesten ve her şeyden daha çok nefret eder halde geldim. Vega'nın yeni albümü ile flashback yaşarken 'aa bizim blog vardı lan' dedim ve geldim. İçimdeki nefret çok büyük.

Son zamanlarda nefret duygusunun üzerinde çok durup, bu duygunun bir virüs gibi birbirimize geçtiğini düşünüyorum. O virüsü ilk bulaştıranın ve ortaya çıkaran olayın allah belasını versin! Bilmiyorum bence bende öyle oldu. Bu kadar bencil ve ihmalkar davranmamı sağladığı için bana bulaştıranların da allah belasını versin lütfen.

Artık başkalarını kırmaktan çekinmiyoruz çünkü mutlu olmaya ihtiyacımız var. Belki böyle olmasını istemiyoruz karşımızdaki için üzülüyoruz ama onun bununla baş etmesi gerektiğini elimizden bir şey gelmediğini düşünüyoruz. Bu bir süreden sonra alışkanlık haline geldiğinde yaşamımızı şekillendiriyor. Yürürken birbirine yanlışlıkla çarpan insanların birbirine bağırması, trafiğe girdiğimizde küfürler sözlüğünü yalayıp yutmuş gibi davranmamız, fatura kuyruğunda çok kolay sinirlenebilmemiz hep nefretimizden, bencilliğimizden. Dışarıda yürürken insanların yüzüne biraz dikkatli bakın; hepsi nefretle bakıyor. Mutlu olmak için bencilce davranmak kolay geliyor.

Kırdığımız insan ne mi oluyor? Geri zekalı değilse olayın farkına varıp içinde nefret duygusunu büyütüp herkese ve her şeye nefretle yaklaşmaya başlıyor. (virüs alert) Çünkü bu baş edebilmenin en kolay yolu. Bence bende de böyle oldu. Şu an birini kırdığımda kolayca bana ne diyebiliyorsam bu çok da benim suçum değil. Anca böyle baş edebildim, geri zekalılık yapıp sürünmenin anlamı yok. Gül bahçesinde yaşamıyoruz en nihayetinde. Tanrı'nın değirmenleri yavaş yavaş öğütür diye bir söz vardır aynı öyle yavaş yavaş yerleşiyor nefretimiz içimize. Sonrası kronik mutsuzluk...

Hayır durum o kadar saçma ki nefret etmemiz karşı tarafa normal geliyor ve canını yakmıyor. Bakın yemin ederim bu böyle. Seri katil yakalanıyor ve idama çarptırılıyor. İdam edilmeden önce teker teker öldürdüğü insanların aileleriyle yüzleştiriliyor. Hepsi ondan ne kadar çok nefret ettiğini ne kadar çok kötü bir insan olduğunu söyleyip ağlanıyor. Katilde tık yok. En son giren aile onu affettiğini çünkü hayatı boyunca nefretle yaşadığı için ondan nefret etmenin bir anlamı olmayacağını söylüyor. Katil için çöküş affedildiğinde başlıyor. O kadar alıştık ki nefret artık çok normal bizim için. Umursamıyoruz.

Mutluluğumuzu öldüren katillerimizi affedersek belki bir şeyler normale döner. Becerebilir miyiz?

Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem!

17 Eylül 2017 Pazar

paul auster

hiç kimse bir başkasının sınırından içeri giremez, nedeni çok basit: hiç kimse kendine ulaşamaz da ondan. 

15 Eylül 2017 Cuma

Acı özgürleştirebilir

Aylardır aklımda. hadi kızım, yaz kızım, aha bu söz güzelmiş ondanda iyi konu çıkar kızım...falan. Lakin bu yazının öznesi sadece benim bugün. günlük tutmayı bıraktım aylardır yazmıyorum. Artık biraz anlaşılmak istiyorum. Burası bizim mutlu yuvamızdı vakti zamanında, neden yabancılaştık?

Bir cuma akşamından bildiriyorum. Hafta boyunca çalışmanın verdiği tatlı yorgunluk, yarın doyasıya uyku çekecek olmanın verdiği rahatlık birde. Bu cuma akşamına gelmeden önce önemli meseleler var. Ben bu hafta ilk defa hayatımda bir şeyi değiştirememenin, daha doğrusu elimden gelmeyişinin acısını yaşadım. Ağlamaktan bayılabilirdim, ilginç. Hayatta oluyor tabii üzücü olaylar. Ama bunun hissi çok farklı. Acıdan ziyade hissettiğim bir rahatlama var. Sanki bunu yaşamak beni özgür kıldı, bir şeyleri belirginleştirdi önümde. Hayatta seni neyin beklediği belirsizliği bazen öldürmese de süründürüyor. Ben o etaplardan birini kaldırdım işte. Sanırım zamanla bu kişisel durumum beni güçlü kılacak. İşte met'i met yapan var eden şey budur!!! diye anılabilirim. Başıma gelen garip hastalıklar yaşadım, bende kalıcı etkileri oldu. Ne kadar üzücüydü! Sonra döndüm baktım ama gerçekten sağlıklı insan var mı bu çağda? grip niyetine herkes kanser olurken, kendi güzelim vücuduna acımasızca o pis yemekleri yiyerek saldırırken.. birde kalp kanserleri var, hatta katilleri. onlara girmeyelim hiç.

Geçen kıştan bildiriyorum.  Saçma sapan benle alakası olmayan bir insana aşık olmuştum. Hakkını yemeyelim yüzü güzeldi, ondan dolayı da kapılmış olabilirim eheh.  Neyse, o rüyadan uyanma sürecim sarsıntılı olmasına rağmen yine de aşık olmak güzeldi gibi gibi. Ha sen üzerine alınma güzelim, senin güzel olan tek tarafın yüzündü diye belirtmiştim cümleye girerken.. Tanrı güzel karakterler versin ama önce. İnsanların dedikodusunu yaparak kirletemeyeceğim şimdi buraları. Ah biz kadınlar, az çatlak değiliz...

Bugün iş yerinden bildireyim birde son kez. Çalışırken, 'mühendis olmayı hayal ederken bunları düşünmüyordun herhalde?' diye bir soru aldım. o esnada bir cihazın şasesinin montajına yardım ediyordum. neden hayal etmeyim diye düşündüm, sonuçta elimin emeğinin olduğu her iş bir mühendisliktir neticede, değil mi?

Evet bir senemin özeti bu kadardı. Eylül'e girdik zaten, sonrasından da pek bir şey çıkmaz.

17 Haziran 2017 Cumartesi

if u love me wont u let me know?

sene 2008 falan. coldplay'in violet hill şarkısı yeni çıkmış tv'de dönüyor. kim bu adamlar neden tepelerde berduş gibi geziyor anlam veremiyorum. o zaman tanımıştım zaten coldplay'i. fix you ile yellow şarkısı ben küçükken dolanıyordu gerçi forumlarda ama ben iplemiyordum. yaşım 15 falandı çünkü ben bir tek muse dinleyip muse ile kalkan saf bir ergeni oynuyordum.

şimdi temizlik yaparken çalıverdi birden violet hill. aldı beni on sene öncesine götürdü. o zaman ki halime çok yabancıyım şimdi ama o hislerimi hatırlıyorum. daha enerjik, heyecanlı ve aşkı bekleyen. 


When the future’s architectured
By a carnival of idiots on show
You’d better lie low



aslında bugün demek istediğim bunlar değil. yükler. temizlik yaparken her seferinde ne kadar eşya atarım bilemezsin. özellikle yazdığım notlarım. senelerce yazıp biriktirdiğim günlükler mesela doldukça atıyorum. sanki elimde kalırsa yük olurmuş gibi. atınca da rahatlıyormuşsun gibi. bu yanılsama ile yaşıyorum işte. senelerce kıyamadığım eşyalarım, aslında hepsi benim için bir geçmişin yükü. ayağımda zincir gibi. ama hemen atamıyorsun. bazılarının senelerde beklemesi gerekiyor. zamanı gelince de güle güle. dünyadaki sistemde böyle gerçi. adına ise ölüm demişler. 

aslında yanlış yapıyorum çünkü şunu fark ettim. küçükken hep ileriye dönük yaşayan ben şimdi büyüdükçe geriye yönelik yaşar oldum. kazandığım yetenekleri birbir üzerimden atar oldum. belki bir gün yeniden 'yük'leniriz bilemiyorum. 

30 Nisan 2017 Pazar

neden yazmıyoruz

önce insanlar yabancılaştı birbirine, sonra kendini bile tanımaz oldun. devrin en büyük hediyesi bu olsa gerek.
çok şeyler değişti. olmaz denilenler başa geldi, bazen çok güzel şeyler de oldu ama faturası ağır oldu. herkes kendini göğe çıkardı, suç konusunda ise üzerine alınmadı.
reddedilmekten değil de en çok umursanmamazlıktan yorulduk. hayattaki en küçük ayrıntı da bile kendini kötü hissettirdi. oysa insan kendi için yapmalıydı hepsini. yaptı da. bir süre sonra ise gemide tek çırpınanın kendisi olduğunu fark edince bir anda sorgular oldu. neden diye sordu. cevap bulamadı. onun yerine göz yaşı akıttı. gerisini diğer akşama sakladı.

17 Ocak 2017 Salı

2017

senelerdir blogta her yeni yıl dileklerini dileyen ben oluyordum. Peki ne oldu? Bir halt olmadı, gittikçe kötü hal alıyor dünya.  O yüzden bu sene hiçbir şey dilemiyorum, ne haliniz varsa görün arkadaşlar.

yine de iyi şeyleri umut edelim...