13 Mayıs 2019 Pazartesi

geciken sıcaklar.


Bu sene yaz gelmekte çok gecikti, çok. O kadar sıkıldım ki en sevdiğim soğuk mevsimlerden çıkamıyor olmaktan. Kendimi hep şartladım bu sene de olduğu gibi "havaların ısınması"na. Havaların ısınması herkes için pozitif bir şeyler ifade ediyordur muhakkak. Benim içinde öyle. Ertelediğim ya da gerçekleştirmek istediğim şeyler için kapı açılıyor. Selam mayıs.

Call Me By Your Name'i de aynı şekilde bir senedir erteliyordum. Dün nihayet izledim. İzleyince de şunu fark ettim iyi ki geçen sene izlememişim. Benim için sahneler çok eksik kalırdı. Çünkü geçen seneki içinde bulunduğum  kişisel deneyimlerimle o kadar örtüşüyor ki bu film duygusal anlamda. Filmdeki karakterimiz Elio, 17 yaşında. Benden bilmem kaç yaş küçük. Lakin onunla benzeşiyorum bazı noktalarda. En güzeli de beni aldı götürdü  onu izlerken, ne zamandır beklediğim sıcak mevsimlere...  Nahiflik.

Filmler hakkında süslü konuşmaları beceremem pek. Elimden geldiğince film izlemeye çalışırım. Bu konuda Melikşah Altuntaş'cığımın Bazı Nefis Filmler sayfasını takip ediyorum. Ona da selam vermeden geçmek istemedim.

Sonuç olarak hoşgeldin iki bin on dokuz yazı


4 Mayıs 2019 Cumartesi

elveda ve bütün o nikotin için teşekkürler

merhabayın,

Uzun süre sonra tekrar yazıyorum. Canım Mehtap buraları doldururken ben sigarayı bırakıp kilo almakla meşguldüm.
Bugün sigarasızlığımın 76. günü. Yalan söylemeyeyim yapabileceğimi hiç düşünüyordum hatta kimse düşünmüyordu. Allah antidepresanlardan razı olsun.
Kamu spotu tadı vermeden azcık anlatmak istiyorum çünkü bırakabilirsinnoktaorgskfjks Bundan takribi 80 gün önce uzun araştırmalar sonucunda sigarayı bırakabileceğim yöntemi seçip doktora gittim. yöntem dediklerim şunlardan oluşuyor :
1. kendi kendine yardımsız işkence çekerek bırakma yöntemi (1 sene önce denedim olmadı, bcs i love myself)
2. champix (ağır bağımlı değilseniz beleş değil ve pahalı ama en kolay yöntem)
3. wellbutrin (manik defresif ve okbde kullanılıyor)
4. belki vardır ama üçü bulunca araştırmayı bırakım. kitap falan var diyorlardı.

Psikiyatriste gittiğimde sadece sigarayı bırakmak istediğimi söyledim. takıntılarımla ilgili bir sürü sordu. ellerimi ne kadar sık yıkıyorum, evden çıkarken camları falan kaç kere kont ediyorum vs.. bipolar başlangıcı olduğum fark edilmesin diye canım çıktı ama okb olduğum fark edildi akjshf buna sonra değineceğim...
İlaç antidepresan olduğu için sigara bırakma için kullanacaksanız azcık çabalamanız gerekiyor champix gibi değil ( bunu da şuradan biliyorum aynı anda arkadaşım da champix ile sigarayı bıraktı, benden daha az uğraşlı oldu) yani ilacı içeyim sigaradan tiksinirim olayı yok. ilk beş gün sigarayı sürekli olarak ertelemeye çalıştım. örneğin; ben sigarayı kahve ile seven insanım. yani kahve içiyorsam kesinkeess en az 3 sigara içerdim. ilaca başladıktan sonra kahve içerken, kahvenin 3/4ünü bitirip sigara yaktım. ya da 3. gününden sonra sabah sigaralarını, öğlen sigaralarını, akşam yemek öncesi sigaralarını sırasıyla tamamen bıraktım. 5. gün sonunda sadece akşam yemeklerinden sonra canım sigara ister duruma geldim ve kahve, çay içerken de canım sigara istemiyordu. (öncelikle beyni alıştırıyoruz, erteleme olayını yapmazsak canımız ilaç içerken de sigarayı hep istiyor.) Champixte olduğu gibi bunda da bırakmaya alıştırma süreci mevcut. doktorum 15 gün olarak verdi. ben 5. günde çok fazla azaltsam da kendimi duygusal olarak zorlamak istemediğim için 15. güne kadar bazen azzcıık içtim.
Yani evet 15 gün bi şey değil diyebiliriz ama ebem şey oldu. öncelikle sık ve yoğun bir şekilde kabuslar görmeye başladım. sürekli bir yerden düşmeler, ölmeler, yanmalar bilmem ne. nikotinsizlikten oluyormuş o champix içen arkadaşımda da aynı sorun oldu. 2. gün iş çıkışı serviste birden sigarayı özleyeceğimi fark edip ağlamaya başladım. sanki sevgilimden ayrılıyormuşum gibi hissettim halen daha öyle hissediyorum arada çok özlüyorum. nikotini değil de sigaranın varlığını özlüyorum. Eski sevgilime üzülmeyi unuttum ona efkarlanıyorum artık asdf aşırı sinir-stres yaptım. sinirli olmadığım 1 dk yoktu. (bu maalesef sakinleştirici içmeme rağmen 1 buçuk ayda geçti)
Champix nasıl hissettiriyor da bıraktırıyor bilmiyorum ama bunda sürekli olarak sanki daha yeni sigara içmişsin hissi oluşuyor. sigarayı içmeye çalışsan da sanki 5 dk önce 6 tane içmiş gibi hissettiğin için içemiyorsun, için almıyor. bi süreden sonra da eee başlıcam sigarana deyip içmeyi bırakıyorsun çünkü zevk alamıyorsun.
Hissettiğim pozitif şeylerden de bahsedecek olursam eğer; derlerdi de inanmazdım gerçekten tüm yemeklerin, içeceklerin tadını almaya başladım. yani şimdiye kadar sanki hep bitter çikolata yiyormuşum ama onu sütlü çikolata gibi hissediyormuşum. kahvenin tadını fark ettim. kahveyi sadece sigara için içiyormuşum onu fark ettim. kahveye aşık oldummm aşııkkk. su gibi içesim geliyor şimdi.
2 ay sonunda ortalama 3 kilo alıyorsunuz ben ayrıca hormon etkili ilaç ve sakinleştirici de kullandığım için 4 kiloya dayandım. gülün dikeni diyorum...
takıntı olayına değineceğim demiştim. evet, azaldığını hissediyorum örneğin ellerimi her 15 dkda bir değil yarım saatte yıkıyorum gibi.. şakasız yazıyorum bunu da. (arkadaşlarımı beni terk etmedikleri için seviyorum çünkü bu en basit takıntım)
son olarak da paraya değineyim. 2 buçuk aydır içmediğim için 1000 liradan fazla paranın boşa çıkması gerekiyordu fakat şu an kredi kartı borçum normalden 4 kat fazla :DD asla ama asla paranız birikmiyor. bu yüzden de aslında champix'i öneririm bari paranız boşa gitmesin. kredi kartı borcumun içinde sigarayı bıraktım bunu hak ettim hediyeleri var çünkü.. (wellbutrin raporlu beleşşş, raporsuz 60 tl)
ilaç 3 ay ile 6 ay arasında kullanılıyor. dokturum 3 ay kullanıp bırak duruma göre belki devam edebilirsin demişti. iş stresi için maaşımın hepsini randevusuna verip gittim dokturum (hayatım ironi *k) ve kalp dokturu arkadaşım çok fazla kullanmamamı önerdiler. 3. kutumun yarısındayım profesyonel antidep kullanıcısı olarak yavaş yavaş bırakmaya başladım. ( bu kadar ayrıntıya giriyorum çünkii sayfamızı ziyaret eden çok :p kullanmayı düşünenlere ya da kullananlara bilgi olur)
Her ne kadar özlesem de şu an daha genç kalacağım, 36 yaşında yeni bir akciğerim olacağı için mutluyum. 1 yıl geçmeden sigarayı bıraktım demek olmuyomuş. umarım böyle devam eder..
yazımı ufak ufak kapatırken hepinize aşağıdaki şarkıyı hediye ediyorum. Bu yazıyı okuyun da sigarayı bırakın diye yazmadım bırakmak isteyen varsa bilgi yardımı olur diye yazdım. kib.
https://www.youtube.com/watch?v=6ixErJFbFyQ


26 Nisan 2019 Cuma

hikayeler.

dikkatim dağınık, bir senedir özellikle. altında yatan bir şeyler vardır eminim, ileride çözmeyi ümit ediyorum. odaklanamadığımdan dolayı da sürekli bir yerlere kaçıyor zihnim. bir şeyler okurken buluyorum kendimi. kısa şeyler. başkalarının hikayeleri. internette, sosyal medya hesaplarında, kitaplarda...
bugün yine birkaç hikaye okudum sıradan insanların olduğu. istemsizce düşünüyorum okurken, acaba bende bir gün hikayesi okunan insan olacak mıyım diye. nedense inancım yok ama düşünmesi üzmüyor, tebessüm edip geçiyorum.
klasik müzik dinliyorum birde, iyi gelirmiş çalışırken odaklanmak için.

16 Nisan 2019 Salı

Dark


tanrım, değiştiremeyeceklerimi kabullenmem için sabır, değiştirebileceklerimi değiştirmek için cesaret, farkı anlamak için akıl ver.

2 Ocak 2019 Çarşamba

11 Haziran 2018 Pazartesi

bu sefer francis'e elleyemedik.

Öncelikle eski yazımızın linkini şuraya koyalım:
http://fiskosortusu.blogspot.com/2014/06/19-haziran-2014-travis-konseri.html

Konu yine aynı olacak çünkü. Yine tesadüfler zinciri sonrası ekipçe Travis konserine yerimizi aldık. Tam olarak 8 Haziran 2018 akşamı, Zorlu Center'da. (Bu gereksiz bilgiyi de verdiğim için I am so happy, you are so happy, evet onu da çaldılar.)
Dört sene önce burada yazarken, insanlara bahsederken 'hayatımın en güzel günü' demiştim o konser için. Hala değişmedi bu düşüncem. Bir daha öyle bir atmosfer yaşamayız diye düşünüyordum. Dürüst olalım o konser daha heyecanlıydı ama burada da değinmem gereken şeyler var. Öncelikle genç yaş kitle oldukça çoktu bu sefer, lakinben rahatsız olmadım aksine sevindim. Travis'i hala zamana karşı canlı kılıyor bu durum gözümde. Kalabalıktan dolayı tek sıkıntı gereksiz bir gürültü olmasıydı. Zorlu Psm zaten pııfffs, çok sıkıcı bir ortamdı.
Konserden önce yine ön taraflara konuşlanma umuduyla dostlarım kapıda nöbet tutmuştu. O esnada yanımızda bulunan tatlı bir çifte Travis'le kuliste buluşma şansı geldi :) Çekilişle kazandılar bunu tabii, yok öyle beleşe. O arkadaşlara da selam olsun buradan (Kendileri ile daha sonra Massive Attack konserinde karşılaştım ve yine en önde dinledik beraber asdfsdf). Kapı açılınca en önde bulduk kendimizi. Kaderim değişmiyor! Yine Andy ile karşı karşıyaydım. Douglas bana göre solda kaldığı için üzgünüm. Bu sefer takım elbise giymiş birde, alyansta yok ya artık bir havalar flörtler falan. Kahretsin.

Setlist niteliğinde bilgi, açılıştan itibaren The Man Who albümünü tamamen çaldılar. Sonra bilindik parçalara geçildi. Selfish Jean çalmadı ama bu konuda üzgünüm. Sonlara doğru burukluğum arttı ki, Side söylerken 'atarlı giderli' adeta Bursaspor - Beşiktaş maçını aratmayacak tarzda slogan atarak söylemişim, o an biri bir şey yapsa kan dökülürdü sanırım. Genel olarak performans güzeldi zaten.

Son olarak, biz bir önceki konserinden dolayı (Budapeşte'deydi sanırım) Travis'ten Britney Spears coverı bekliyorduk. Şaka değil. Francis elinde gitarla yalnız çıkınca meraklandık önce ama ciddiye almadık. Sonra kulağa benzer bir şeyler duyulmaya başladı. Adam bir anda Dağlar Dağlar'ı söylemeye başladı ya la! Ahaha, insanlar önce idrak etmekte zorlandı ama ikinci cümleden itibaren gürültülü şekilde eşlik edildi. En önde olmama rağmen Francis'in sesini zor işittim:) Kesinlikle çok güzeldi. Çok saygı duydum kendisine. Zaten söyledikten sonra kendisi de duygulandı, gözleri doldu. Bizimde sevgi ve saygımız kat ve kat arttı. O güzel anlarda böylece sonlandı. Hep demiştim yine aynı cümleyle sonlandırayım: iyi ki varsınız be!

23 Mayıs 2018 Çarşamba

beni bu hale beth gibbons getirmiş dahi olabilir

Müzikle duygusal bağlamlarım haddinden fazla. Aylar önce kime dahi yazdığımı zor anımsadığım gizli bir notuma takıldı gözüm, şöyle bir şeyler:

dinle. lise zamanlarımın başlarında dream tv izlerken cem adrian çıkıp üç tane favori grubundan şarkılar söylemişti. bir tanesi portishead’den only you adlı şarkıydı. o zamanlar ingilizceye kafam basıyordu biraz, beth gibbons ‘we suffer everyday what is it for?’ diye sormaya başlamıştı bile. grupla tanışmam böyle oldu. her neyse benim bugün aklıma bu şarkı geldi, sözlerini mırıldanıp durdum. kalbim sıkıştı birden. aslında önemsemediğim sandığım şeyleri gayet önemsediğimi, farkında olmadan bunların bende acı hissi uyandırması... sanırım ben hep böyleyim. birileri gelip geçiyor hayatımızdan, her dönem acının nedeni başka eşyalar, nesneler, insanlar, hayvanlar ve inançlar oluyor ama bu aralar en çokta ‘anlaşıldığım hissine kapıldığım’ insanlar tarafından kendi bilincimi kuşatmam ve bunu sadece bir kişiye itiraf etmem yakın zamanda. korkum galiba hep anlaşılmaktı, anlaşılırsam bir şeyler tamamlanır ama ben hep yarım kalmaya devam ederim. keza öyle de oluyor. evet okuyor olma ihtimaliniz yüksek. böyle diyerek seni/sizi yücelttim kendimi ise indirgedim yine tebrikler. hayır, hiçte yüce bir insan değilsiniz oysa.
peki probleme dönersek ben niye gaza geliyorum hemen aynı dili konuşunca, dünya güzel hayat çiçek böcek insanlar mükemmel oluyor. bu kadar büyük bir olgu mu bu? ama işler ummadık olunca, muazzam düşüşler. yazıp yazıp siliyorum. duygu yüklüyüm. bu hisler enteresan. anlam vermeden, kopamıyorum. e bir mucize olmayacağına göre, canımız sağolsun o zaman içimizdeki iyiliği kaybetmeden.

20 Aralık 2017 Çarşamba

it is like learning a new a language


Yine geliyor gönlümün efendisi, yeni yıl dostlarım. Bu sene şehir dışında olacağım için şimdi yazmak için sabırsızlandım. Tabii ki heyecanla karışık aşağıdaki şarkıyı söyleyerek hüzünlüyümde. 
Bu arada bir şeyler dilemeyi geçen sene bırakmıştım. Bana bu sene biri 'umarım hayalinden geçenler kalbine dokunur' demişti. Bende onu diyorum. Kalbinde iyilik olanlara. 
Seneye Görüşürüz!


2 Ekim 2017 Pazartesi

beklenen gün geldi, açtı laleler beyaz

bundan on sene önce falandı, lisede bir gün okulu kırıp sokaklarda amaçsızca dolaşıyorduk. kalabalık bir caddede bir afiş görmüştüm. önce çekinerek sonra ise arsızca o afişi duvardan uğraşarak söktük. sakin posteriydi o. hani şu müzik grubu olan, sonra dağıldılardı. dağılmasına üzüldüğüm tek topluluk.    canlı bile dinleyemedik. oysa afişini yırttığım zamanlar benim şehrime konsere gelmişlerdi. yaşımız küçüktü kader utansın. seneler sonra o duygular hiç değişmemiş gibi üstüne derin özlemle dinliyorum tekrardan tüm şarkılarını bu gece. o posteri hala saklıyorum.

ve şarkının aksine, evet kışa doğru yol alıyoruz ama laleleri açtıramadık hala. umutlar tükeniyor.


30 Eylül 2017 Cumartesi

'sen ve ben dostum'

en son ne zaman yazdığımı hatırlamayacak kadar uzun süredir yazmıyorum buraya. başlıca sebeplerimden biri 'artık yazamamam'. bunun yanında bir de içimden gelmeyişi var sanırım. samimiyetsizliği sevmiyorum. ve artık samimiyete dair 'biz'de, 'burada' ne kaldı bilmiyorum.
geçen günleri tekrar tekrar kafasında yaşamayı çok seven bir insanım. geçen güzel ve kötü günleri hatırlamazsak geriye elde pek bir şey kalmıyor gibi geliyor bana. bizi büyüten, eğiten, uslandıran şeyler yaşadıklarımızda gizli.

kopuk kopuk sahneler geliyor gözümün önüne. istanbul. şişhane. salon. heyecan. müzik. ve içimden bir şeyler kopup gidiyor. adını koyamadığım, tarif edemediğim, göğsümün en derinlerinde kendini sadece bana hissettiren bir şeyler.

günler geçmiş, bizler durulmuş, hayat ilerlemiş, insanları bir şeyleri kaçırmış.

ne kalacak geriye bilmiyorum. hiç.

24 Eylül 2017 Pazar

Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem

Selam, ben geldim!

Hem de eskiye göre herkesten ve her şeyden daha çok nefret eder halde geldim. Vega'nın yeni albümü ile flashback yaşarken 'aa bizim blog vardı lan' dedim ve geldim. İçimdeki nefret çok büyük.

Son zamanlarda nefret duygusunun üzerinde çok durup, bu duygunun bir virüs gibi birbirimize geçtiğini düşünüyorum. O virüsü ilk bulaştıranın ve ortaya çıkaran olayın allah belasını versin! Bilmiyorum bence bende öyle oldu. Bu kadar bencil ve ihmalkar davranmamı sağladığı için bana bulaştıranların da allah belasını versin lütfen.

Artık başkalarını kırmaktan çekinmiyoruz çünkü mutlu olmaya ihtiyacımız var. Belki böyle olmasını istemiyoruz karşımızdaki için üzülüyoruz ama onun bununla baş etmesi gerektiğini elimizden bir şey gelmediğini düşünüyoruz. Bu bir süreden sonra alışkanlık haline geldiğinde yaşamımızı şekillendiriyor. Yürürken birbirine yanlışlıkla çarpan insanların birbirine bağırması, trafiğe girdiğimizde küfürler sözlüğünü yalayıp yutmuş gibi davranmamız, fatura kuyruğunda çok kolay sinirlenebilmemiz hep nefretimizden, bencilliğimizden. Dışarıda yürürken insanların yüzüne biraz dikkatli bakın; hepsi nefretle bakıyor. Mutlu olmak için bencilce davranmak kolay geliyor.

Kırdığımız insan ne mi oluyor? Geri zekalı değilse olayın farkına varıp içinde nefret duygusunu büyütüp herkese ve her şeye nefretle yaklaşmaya başlıyor. (virüs alert) Çünkü bu baş edebilmenin en kolay yolu. Bence bende de böyle oldu. Şu an birini kırdığımda kolayca bana ne diyebiliyorsam bu çok da benim suçum değil. Anca böyle baş edebildim, geri zekalılık yapıp sürünmenin anlamı yok. Gül bahçesinde yaşamıyoruz en nihayetinde. Tanrı'nın değirmenleri yavaş yavaş öğütür diye bir söz vardır aynı öyle yavaş yavaş yerleşiyor nefretimiz içimize. Sonrası kronik mutsuzluk...

Hayır durum o kadar saçma ki nefret etmemiz karşı tarafa normal geliyor ve canını yakmıyor. Bakın yemin ederim bu böyle. Seri katil yakalanıyor ve idama çarptırılıyor. İdam edilmeden önce teker teker öldürdüğü insanların aileleriyle yüzleştiriliyor. Hepsi ondan ne kadar çok nefret ettiğini ne kadar çok kötü bir insan olduğunu söyleyip ağlanıyor. Katilde tık yok. En son giren aile onu affettiğini çünkü hayatı boyunca nefretle yaşadığı için ondan nefret etmenin bir anlamı olmayacağını söylüyor. Katil için çöküş affedildiğinde başlıyor. O kadar alıştık ki nefret artık çok normal bizim için. Umursamıyoruz.

Mutluluğumuzu öldüren katillerimizi affedersek belki bir şeyler normale döner. Becerebilir miyiz?

Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem!