Fütursuzca Kontrol Hareketleri
if you died right now, how would you feel about your life?
7 Mart 2012 Çarşamba
kony 2012.
başka bir dünyanın mümkün olduğunu sen de biliyorsun.
not: bu video bana samimi geldi. altından başka şeyler çıkmaması dileğiyle.
etiketler
invisible children,
kony,
kony 2012
| Reaksiyonumsu: |
28 Şubat 2012 Salı
tinkır teilır

Uzun zamandır sinemaya gitmiyordum.Sinemada izlerken de aynı evdeymiş gibiydim çünkü salon bomboştu la! Ama iyi oldu, çok güzel oldu.
Bu afişi koymamın nedeni bir nevi spoiler içermesi, yoksa film yorumu falan pek bana göre değil ama beğendik ki koyuyorum yani. Kadroya aldanıp gitmekte yarar var.
25 Şubat 2012 Cumartesi
love me back turkey
Ne erovisionmus, kaybettmis kadar olduk yorumlara bakilirsa. cocuk sarkisi, yok anneannem temizlik yaparken daha iyi söyler, ben bile daha iyiyim gibi yorumlar gördükce kafami klozete sokasim geliyor. Vote for Bonomo gibi birsey de demek istemiyorum tabiiki. Ama bana göre söyle bir gercek varki: müzigi olsun, sözleri olsun can bonomonun kendisi olsun oldukca sammimi olmus bu sarki. Ama tabi, Can Bonomonun "Yahudi" olmasi ve diger ayrintilar asil konudan daha önemli.
Türk milleti olarak neyin kafasini yasiyoruz?
Türk milleti olarak neyin kafasini yasiyoruz?
18 Şubat 2012 Cumartesi
yine başlık yok.
inançlı değilim, ama şu atatürk büstüne hareket yapan kızların fotoğrafını paylaşıp da tüm türbanlılara laf çarpıyorsunuz ya, çok ayıp ulan.
— Berkan Cesur (@berkan_cesur) February 18, 2012
Berkan Cesur'a katılıyor ve eklemek istiyorum. hepimiz biliyoruz ki burada sorun Atatürk büstüne hareket yapan 'kızlar' değil, Atatürk büstüne hareket yapan 'türbanlı kızlar'dır.
bu ve bundan önce yaşanan benzeri olaylar da gösterdi ki, insanın 'dar görüşülü' olması için 'muhafazakar' olmasına gerek yok. sözde laik - ya da artık kim olursa olsun - kesim de kendini ettiği laflarla gayet güzel belli etmiştir.
kimseyi savunmuyorum, kimseyi suçlamıyorum. bu da böyle gayet soğuk, tarafsız bi yazı olsun.
17 Şubat 2012 Cuma
13 Şubat 2012 Pazartesi
göndergesel işlev
Sevgi,genelde araya gurur ve aptallık girince halt etmiş oluyor.yani ne kadar seversen sev bir insanı ama.aması yok. Seni seviyorum evet ama olmuyor sadece aklımda seviyorum seni. Sanırım böylesi daha iyi. Seni kaybetmek -zaten kazanmadım neyini kaybedeceğim- beni üzmüyor. Beni üzen bir şey varsa o benim.
Bu yazdığım sevgiliye falan değil. Hayatımdan silinenlere,ama kafamdan silemediğimlere..
Bu yazdığım sevgiliye falan değil. Hayatımdan silinenlere,ama kafamdan silemediğimlere..
5 Şubat 2012 Pazar
allahcc.
Serdar Tuncer tarafından mahkemeye verilen allahcc ve takipçileri(!) neye uğradıklarını şaşırdı.
hayır, bu bir zaytung haberi değil. ülkede o kadar absürt olaylar oluyor ki, aslında zaytung'a gülmek için bir nedenimiz de yok bence (bzk: türk insanının yüzü bir türlü gülmüyor. türk insanının kaderi neden böyle? türkleri nasıl güldürebiliriz? ne mutluuu türküm..hatlar karıştı yine!).
sayın Tuncer dilekçesinde 'suç' olarak 'Dini değerlere hakaret ve aşağılama, insanları kin ve düşmanlığa tahrik'ten bahsetmiş.
şahsen ben, twitter'a ne zaman üye olduğumu hatırlamıyorum fakat ilk takip etmeye başladıklarımın başında geliyor 'allahcc'. takip ettiğim süre boyunca da 'dini değerlere hakaret ve aşağılama, insanları kin ve düşmanlığa tahrik'e yol açabilecek bir şeye rastlamadım (ya da içim fesat değil. kimseyle düşman olmak istemiyor, kin tutmuyor, dinlere ve inançlı insanlara VE tabii ki 'inançsız' insanlara saygı duyuyorum. o yüzden de takip etmekte hiçbir sakınca görmüyorum). takip ettiğim profilleri güncelleyip duran bir kullanıcı olarak, bilmem kaç hafta takip ettikten sonra 'unfollow' ettim bu hesabı. ta ki dün Tuncer'in, allahcc'yi mahkemeye vereceğini öğrenene dek. evet, bu artık 'benim de davam' idi.
ya o değil de. şu an böyle bir şey hakkında ciddi ciddi 'yazıyorum' (yazmaya çalışıyorum?) ya, çok komik geliyor bu bana!
kardeşim, bizim memleketin başka derdi yok mu? neden bu kadar zorumuza gidiyor 'internet'te yazılıp çizilenler? neden hep ekşi sözlüğün kapatılması, sözlüklerde 'entry' giren insanların okuldan uzaklaştırılması, hakkında dava açılması, twitter profillerinin mahkemeye verilmesi hakkında konuşuyoruz biz? neden bu kadar 'naif' davranıyoruz bu konularda? 'dışarı'da hayat bu kadar zorken, insanlar konuşmadan 762328 kez düşünmek zorunda bırakılırken, her an 'içeri girer miyim acaba' korkusuyla yaşamaya çalışırken, kendilerini birazcık özgür hissettikleri internette neden dar ediyor millet bu 'alan'ı bu kadar?
allahcc profilinin sahibi kimdir nedir bilmiyorum. hesabı alırken aklından neler geçti, onu da hiç bilmiyorum. fakat bildiğime emin olduğum tek şey var, o da hesabı alırken kesinlikle 'bir gün' bu sebepten dolayı mahkemelik olacağını düşünmemiş olmasıdır. gerçi söz konusu Türkiye olduğunda ondan da o kadar emin olamıyor insan ama..
sırf merakımdan ve tabii 'protesto' ettiğimden aylar sonra tekrar allahcc'yi takip etmeye başladım. takip ettiğim insanlarla aynı görüşe sahip olmam gerekmiyor, yazdıkları her şeye katılmam gerekmiyor, hatta tamamen zıt görüşlere de sahip olabiliriz, benim için bir sakıncası yok. ama bazı insanlar bunu yapamadıklarından, diğerlerinin de kendileri gibi olduklarını sanıyorlar. allahcc'yi takip eden insanların diğer takip ettikleri profil sahiplerinin dini inançları hakkında pek bilgi sahibi olduklarını sanmıyorum. zaten buna gerek de yok. demek istediğim, ben şimdi allahcc'yi takip ederken, diğer yandan da 'inançlı' ama bunu kendi içinde yaşayan, 'inançlı' ama bunu herkesin gözüne gözüne sokan, 'inançlı' ama kendi dininden başka bir dini kabul etmeyen birilerini de takip ediyor olabilirim. ediyorumdur da elbet. takip ettiklerim arasında 'ateist', 'agnostik', 'deist' vs. insanlar da vardır. hristiyan, musevi, budist vs. insanlar da vardır. ve bu beni hiçbir şekilde ilgilendirmez. arkadaşlarımı dini inanç ve din hakkındaki düşüncelerine göre seçmiyorum ben. çok sevdiğim bir arkadaşım 'ben tanrının varlığına inanıyorum' ya da 'inanmıyorum' dediğinde sesimi yükseltip 'ne saçmalıyorsun' demiyorum, sırf bu yüzden ilişkimi kesmiyorum. sırf allahcc'yi takip ediyor diye de kimseye 'dini aşağılıyorsun, insanları birbirine düşürüyorsun' diyemezsiniz.
70 milyonluk 'herkesin müslüman olmadığı' Türkiye'de, her müslüman olanın da SİZİN KADAR ya da 'sizin gibi' müslüman olmadığından ben de eminim. fakat ortada hiçbir şey yokken, sırf 'bir şey yapmış olmak için' bir şey yapmayın lütfen. 'din elden gidecek' korkunuzu bir türlü anlayamıyorum. sizin 'elinizde', daha doğrusu 'içinizde' olan bir şey neden gitsin ki? hadi şimdi birbirimizi rahat bırakalım, aynı görüşü paylaşmadığımız insanlara saygı duyalım, ve onları tanımadan 'bu insan müslüman olamaz!!!' demeyelim.
haydarpaşa garı 'otel' olacak diyorlar. içeride bir sürü gazeteci ve öğrenci yatıyor. hayvanlar tecavüze uğrayıp öldürülüyor. gündem fena. hadi biraz ciddiyet!
hayır, bu bir zaytung haberi değil. ülkede o kadar absürt olaylar oluyor ki, aslında zaytung'a gülmek için bir nedenimiz de yok bence (bzk: türk insanının yüzü bir türlü gülmüyor. türk insanının kaderi neden böyle? türkleri nasıl güldürebiliriz? ne mutluuu türküm..hatlar karıştı yine!).
sayın Tuncer dilekçesinde 'suç' olarak 'Dini değerlere hakaret ve aşağılama, insanları kin ve düşmanlığa tahrik'ten bahsetmiş.
şahsen ben, twitter'a ne zaman üye olduğumu hatırlamıyorum fakat ilk takip etmeye başladıklarımın başında geliyor 'allahcc'. takip ettiğim süre boyunca da 'dini değerlere hakaret ve aşağılama, insanları kin ve düşmanlığa tahrik'e yol açabilecek bir şeye rastlamadım (ya da içim fesat değil. kimseyle düşman olmak istemiyor, kin tutmuyor, dinlere ve inançlı insanlara VE tabii ki 'inançsız' insanlara saygı duyuyorum. o yüzden de takip etmekte hiçbir sakınca görmüyorum). takip ettiğim profilleri güncelleyip duran bir kullanıcı olarak, bilmem kaç hafta takip ettikten sonra 'unfollow' ettim bu hesabı. ta ki dün Tuncer'in, allahcc'yi mahkemeye vereceğini öğrenene dek. evet, bu artık 'benim de davam' idi.
ya o değil de. şu an böyle bir şey hakkında ciddi ciddi 'yazıyorum' (yazmaya çalışıyorum?) ya, çok komik geliyor bu bana!
kardeşim, bizim memleketin başka derdi yok mu? neden bu kadar zorumuza gidiyor 'internet'te yazılıp çizilenler? neden hep ekşi sözlüğün kapatılması, sözlüklerde 'entry' giren insanların okuldan uzaklaştırılması, hakkında dava açılması, twitter profillerinin mahkemeye verilmesi hakkında konuşuyoruz biz? neden bu kadar 'naif' davranıyoruz bu konularda? 'dışarı'da hayat bu kadar zorken, insanlar konuşmadan 762328 kez düşünmek zorunda bırakılırken, her an 'içeri girer miyim acaba' korkusuyla yaşamaya çalışırken, kendilerini birazcık özgür hissettikleri internette neden dar ediyor millet bu 'alan'ı bu kadar?
allahcc profilinin sahibi kimdir nedir bilmiyorum. hesabı alırken aklından neler geçti, onu da hiç bilmiyorum. fakat bildiğime emin olduğum tek şey var, o da hesabı alırken kesinlikle 'bir gün' bu sebepten dolayı mahkemelik olacağını düşünmemiş olmasıdır. gerçi söz konusu Türkiye olduğunda ondan da o kadar emin olamıyor insan ama..
sırf merakımdan ve tabii 'protesto' ettiğimden aylar sonra tekrar allahcc'yi takip etmeye başladım. takip ettiğim insanlarla aynı görüşe sahip olmam gerekmiyor, yazdıkları her şeye katılmam gerekmiyor, hatta tamamen zıt görüşlere de sahip olabiliriz, benim için bir sakıncası yok. ama bazı insanlar bunu yapamadıklarından, diğerlerinin de kendileri gibi olduklarını sanıyorlar. allahcc'yi takip eden insanların diğer takip ettikleri profil sahiplerinin dini inançları hakkında pek bilgi sahibi olduklarını sanmıyorum. zaten buna gerek de yok. demek istediğim, ben şimdi allahcc'yi takip ederken, diğer yandan da 'inançlı' ama bunu kendi içinde yaşayan, 'inançlı' ama bunu herkesin gözüne gözüne sokan, 'inançlı' ama kendi dininden başka bir dini kabul etmeyen birilerini de takip ediyor olabilirim. ediyorumdur da elbet. takip ettiklerim arasında 'ateist', 'agnostik', 'deist' vs. insanlar da vardır. hristiyan, musevi, budist vs. insanlar da vardır. ve bu beni hiçbir şekilde ilgilendirmez. arkadaşlarımı dini inanç ve din hakkındaki düşüncelerine göre seçmiyorum ben. çok sevdiğim bir arkadaşım 'ben tanrının varlığına inanıyorum' ya da 'inanmıyorum' dediğinde sesimi yükseltip 'ne saçmalıyorsun' demiyorum, sırf bu yüzden ilişkimi kesmiyorum. sırf allahcc'yi takip ediyor diye de kimseye 'dini aşağılıyorsun, insanları birbirine düşürüyorsun' diyemezsiniz.
70 milyonluk 'herkesin müslüman olmadığı' Türkiye'de, her müslüman olanın da SİZİN KADAR ya da 'sizin gibi' müslüman olmadığından ben de eminim. fakat ortada hiçbir şey yokken, sırf 'bir şey yapmış olmak için' bir şey yapmayın lütfen. 'din elden gidecek' korkunuzu bir türlü anlayamıyorum. sizin 'elinizde', daha doğrusu 'içinizde' olan bir şey neden gitsin ki? hadi şimdi birbirimizi rahat bırakalım, aynı görüşü paylaşmadığımız insanlara saygı duyalım, ve onları tanımadan 'bu insan müslüman olamaz!!!' demeyelim.
haydarpaşa garı 'otel' olacak diyorlar. içeride bir sürü gazeteci ve öğrenci yatıyor. hayvanlar tecavüze uğrayıp öldürülüyor. gündem fena. hadi biraz ciddiyet!
etiketler
allahcc,
neyin kafası bu arkadaş,
serdar tuncer,
twitter
| Reaksiyonumsu: |
1 Şubat 2012 Çarşamba
Erdoğan'ın hedefleri.
'Beni din konusunda memleketi ikiye ayrımakla itham ediyor, ben dediklerimin arkasındayım. Ben "dindar bir nesil yetiştirmek hedefimiz" dedim. Bu sözlerimin arkasındayım. Senin hedefin bu değilse bilemem. Sayın Kılıçdaroğlu, sen bizden atesit bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun? Biz muhafazakar demokrat nesil peşindeyiz.'
alıntı.
senin hedefin dindar ya da ateist bir nesil yetiştirmek olmamalı sayın Başbakan. senin hedefin, kendine ve etrafındakilere hatta dünyaya faydası olabilecek, geleceği için kaygılanmayacak, 'acaba kitap çıkarsam/şarkı yazsam/protestoya katılsam içeri tıkılır mıyım?' diye korkmayacak, kendi ülkesinden nefret edip de ardına bakmadan koşar adımlarla gitmeyi istemeyecek bir nesil yetiştirmek olmalı.
not: gerçi hedefin ne olursa olsun, senin 'görev'in değil o ama. söz konusu SİZ olduğunuzda, biz de pek bir şaşırıyoruz.
edit: paul auster için dediklerine değinmiyorum bile. dünya basını yeterince ilgilenecektir zaten.
alıntı.
senin hedefin dindar ya da ateist bir nesil yetiştirmek olmamalı sayın Başbakan. senin hedefin, kendine ve etrafındakilere hatta dünyaya faydası olabilecek, geleceği için kaygılanmayacak, 'acaba kitap çıkarsam/şarkı yazsam/protestoya katılsam içeri tıkılır mıyım?' diye korkmayacak, kendi ülkesinden nefret edip de ardına bakmadan koşar adımlarla gitmeyi istemeyecek bir nesil yetiştirmek olmalı.
not: gerçi hedefin ne olursa olsun, senin 'görev'in değil o ama. söz konusu SİZ olduğunuzda, biz de pek bir şaşırıyoruz.
edit: paul auster için dediklerine değinmiyorum bile. dünya basını yeterince ilgilenecektir zaten.
etiketler
ateist,
dindar,
Erdoğan,
neyin kafası bu arkadaş
| Reaksiyonumsu: |
31 Ocak 2012 Salı
bANDİSTA.
...sonra tüm dinden, ırktan, dilden insanlar birbirini anlamaya başlıyor. gerçekten. çocuklar gülümsüyor. diktatörler kendilerinden utanıyor.
yeni albümleri "armağanları" oldu bizlere. kolektif olarak çoğaltınız/dinleyiniz/paylaşınız.
Selam size Nikola ve Bart
Özgürlüğe inananlar
Her gün doğan güneşle biz
Sizle yola düşeriz
Özgürlüğe inananlar
Her gün doğan güneşle biz
Sizle yola düşeriz
Siyah bulut çökecek, şafak ahmer; parlak soylu kentler düşecek, tat vermez olacak kan revan ve katmer katmer çözülecek âlem-i makber. Rençberler, işçiler, gettolar ve tam yerinde serseriler, zibidiler, mülksüzler alem elinde yürür sokaklarında, sökük kaldırım taşları, alt üst olmuş sıfatını tanımlar telaşları. Genç yaşları, külleri savuran anka kuşları, efendilerin artık ödenmeyecek bâcları, kanat çırpışları imler başlangıçları, göğe yükselmeseler de dikenlidir taçları!
unutmadan: sol yanımdasınız.
26 Ocak 2012 Perşembe
şimdi bir şeyler yazmak isteyip becerememekten korkuyorum. ama dökmem lazım. hem de o yazı aklıma gelince deli gibi oluyorum, çünkü kimse bundan utanmamalı ve kimse o kişiyi utandırmamalı. buna hakları yok ki zaten.
bende 2008'den beri değişen bi' şey yok. rüyalarda görülmek istenen/görünen aynı. kızın kafası artık karışık değil. hatta o, hiç bu kadar utanmaz olmamıştı. kendi içinde yaşıyor. onunla büyüyor.
demek istediğim: aynı havayı soluyor, aynı gecede aynı yıldıza bakıyor olabiliriz ve bu güzel bir şey.
iyi geceler!
bende 2008'den beri değişen bi' şey yok. rüyalarda görülmek istenen/görünen aynı. kızın kafası artık karışık değil. hatta o, hiç bu kadar utanmaz olmamıştı. kendi içinde yaşıyor. onunla büyüyor.
demek istediğim: aynı havayı soluyor, aynı gecede aynı yıldıza bakıyor olabiliriz ve bu güzel bir şey.
iyi geceler!
24 Ocak 2012 Salı
kaşındıran konular.
ocak ayı kanlı bir ay. soğuk. 8 Ocak 1996'da Metin Göktepe'yi kaybetmiştik. geçenlerde Hrant Dink'in 5. ölüm yıldönümü dolayısıyla Agos'a yürüdük. bugün Uğur Mumcu ve Ali Gaffar Okkan'ı andık. neler oluyor?
bir insanın canına kıymak ne derece meşrulaştırabilir ki? cevap verilemeyen sorular, açılmayan davalar, serbest kalan suçlular, sokakta korkular... Hrant Dink var mesela. sevilmiyor milletimizce. güvercin ürkekliğindeydi. vurdular. hepimizden daha vatanseverdi. Fransa'da, Ermenistan'da rahat rahat yaşayabilecekken bir gün köşe yazısında şunları söyledi:
Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların "A bak, bu o Ermeni değil mi?" diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
Tıpkı bir güvercin gibiyim...
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.
....
İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan'a mı?
Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı'ya gitsem, dördüncü gün "Artık bitse de dönsem" diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
Rahat bana batardı!
"Kaynayan cehennemler"i bırakıp, "Hazır cennetler"e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi.
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik.
Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915'teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
....
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.
bir gün geldi, Uğur'ladık ürkek güvercinlerimizi... saçma bir milliyetçilik duygusu hakimdi düşüncelerimize. zaten biz değil miydik tecavüze uğrayan kız kardeşlerimizi öldüren? biz değil miyiz etnisite çukuruna insan gömüp herkesi/fikirleri terörist ilan eden? biz değil miydik daha dün kaçakçı şerefsizleri kurşuna dizip milliyetçi nutuklarla pişkinliğimize su veren?
Hrant savaşacağım dediği için öldü. ben savaşmayacağım. korkmakla alakası yok. artık umrumda değil. mutlu olamıyorum. bu duvarlar beni yiyip bitiriyor.
"Dünyanın uzayda ufacık bir nokta olduğunu gördükten sonra, milliyetçiliğin en aşırı çeşitlerinin nasıl hala ayakta durabildiğini anlayabilmek kolay değil." demiş Arthur C. Clarke.
ben de anlayamadım. belki bir gün güneşten kamaşır gözlerimiz.
bir insanın canına kıymak ne derece meşrulaştırabilir ki? cevap verilemeyen sorular, açılmayan davalar, serbest kalan suçlular, sokakta korkular... Hrant Dink var mesela. sevilmiyor milletimizce. güvercin ürkekliğindeydi. vurdular. hepimizden daha vatanseverdi. Fransa'da, Ermenistan'da rahat rahat yaşayabilecekken bir gün köşe yazısında şunları söyledi:
Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların "A bak, bu o Ermeni değil mi?" diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
Tıpkı bir güvercin gibiyim...
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.
....
İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan'a mı?
Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı'ya gitsem, dördüncü gün "Artık bitse de dönsem" diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
Rahat bana batardı!
"Kaynayan cehennemler"i bırakıp, "Hazır cennetler"e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi.
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik.
Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915'teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
....
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.
bir gün geldi, Uğur'ladık ürkek güvercinlerimizi... saçma bir milliyetçilik duygusu hakimdi düşüncelerimize. zaten biz değil miydik tecavüze uğrayan kız kardeşlerimizi öldüren? biz değil miyiz etnisite çukuruna insan gömüp herkesi/fikirleri terörist ilan eden? biz değil miydik daha dün kaçakçı şerefsizleri kurşuna dizip milliyetçi nutuklarla pişkinliğimize su veren?
Hrant savaşacağım dediği için öldü. ben savaşmayacağım. korkmakla alakası yok. artık umrumda değil. mutlu olamıyorum. bu duvarlar beni yiyip bitiriyor.
"Dünyanın uzayda ufacık bir nokta olduğunu gördükten sonra, milliyetçiliğin en aşırı çeşitlerinin nasıl hala ayakta durabildiğini anlayabilmek kolay değil." demiş Arthur C. Clarke.
ben de anlayamadım. belki bir gün güneşten kamaşır gözlerimiz.
23 Ocak 2012 Pazartesi
behzat ç. 48. bölüm.
çok mu rahatsız etti 'laiklik elden gidiyor' muhabbeti?
hiç yok zaten her şeyi laikliğe bağlayan teyzeler amcalar. çok saçma olmuş o sahne evet. tesettürlü bir teyze 'din elden gidiyor!' deseymiş aslında orada cuk otururmuş her şey. ÖYLE Mİ?
neyin kafası bu arkadaş. hım?
edit: emrah serbes twitter'dan şöyle demiş.
sadece 'menapoz teyze' doğaçlama yani. rahatsız olanlar bundan sonraki bölümleri izlemesinler madem, çünkü emrah serbes'in yazdıklarına göre 'laik depresif ruhu'na yine değineceklermiş. gerçi okumuşsunuzdur twitter linkinden.
hadi bakalım.
hiç yok zaten her şeyi laikliğe bağlayan teyzeler amcalar. çok saçma olmuş o sahne evet. tesettürlü bir teyze 'din elden gidiyor!' deseymiş aslında orada cuk otururmuş her şey. ÖYLE Mİ?
neyin kafası bu arkadaş. hım?
edit: emrah serbes twitter'dan şöyle demiş.
sadece 'menapoz teyze' doğaçlama yani. rahatsız olanlar bundan sonraki bölümleri izlemesinler madem, çünkü emrah serbes'in yazdıklarına göre 'laik depresif ruhu'na yine değineceklermiş. gerçi okumuşsunuzdur twitter linkinden.
hadi bakalım.
etiketler
behzat ç.,
laiklik,
neyin kafası bu arkadaş
| Reaksiyonumsu: |
21 Ocak 2012 Cumartesi
radyo demişkeen
radyomuzu biliyorsunuz. biliyor musunuz? neyse. yayın olduğunda muhakkak haberiniz oluyor zaten. oluyor mu? neyse. facebookta keşfettiğim bir sayfa var, şöyle ki çoğzel. beğeneceğinizi umuyorum. hayırlı işler bol güneşler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
