hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2023 Pazar

Hayalperestsin, bu yüzden çok güzelsin

Merhaba,

Eskiden hayalperest biriydim, artık alakam yok ve bu duruma canım çok sıkılıyor. Uyumadan önce yatağa biraz daha erken girmek için can atar sonra da imkansız hayallere dalardım. Büyüdüm diye mi bıraktım hayal kurmayı bilmiyorum. Yoksa normali böyle mi? İnsan 30 olunca farklı bi gezegenin kraliçesi olma hayalini saçma mı buluyor? Ya da n’oldu da hayal kurmayı bıraktım acaba? Yani tam olarak hangi gün. Çünkü tamam artık yeter ben hayal kurmayacağım dediğimi hatırlamıyorum. Eğer bu yaşadıklarımı yaşamasaydım yine hayal kurmayı bırakır mıydım? Ve eğer hayal kurmayı bırakmasaydım hayatım bambaşka olabilir miydi ? 

Bu duruma canım çok sıkılıyor.

1 Ekim 2016 Cumartesi

çığlık çığlığa.


yine bir gün İstanbul'dan dönüyorum. kalp böbrek ciğer gibi organları orada bırakmış, ruhumu aman ha bedeni terk edip gitmesin diye iyice tıkıvermişim içime. şans(sızlık) bu ya uçuş boyunca aşk, ayrılık ve mesafe temalı şarkılara denk geliyor, dinledikçe ağlıyor, gözümü kapadıkça ağlıyor, açtıkça hala daha ağlıyorum.
kokpitten uzun süre ses çıkmayınca saçmalamayı seven tarafım ağır basıyor, 'ulan napıyor bunlar uyudu mu, yoksa pilotlar birbirine zarar mı verdi, off' diye söyleniyorum. sonra yine bi kriz. ağlıyorum. ve iniş için hazırlanıyoruz. oturma düzeni olarak hepimiz hazırız. ama içsel olarak hiç mi hiç hazır değilim, 'görüyorum'. 11 ay sonra ilk kez dönüyorum bu yere, evime. elimde olsa tekrar 40 bin feet'e yükseleceğim, o derece hoşbulmuyorum. ama insanın ayaklarının yere basması güzel şey. 'neyse' diyorum, 'sağ sağlim geldik, yine giderim zaten, dimi?'
sürekli kendime konuşuyor, kendime susuyor, sıkılan canımı rahatlatmaya çalışıyorum. o an kendimi çok yalnız hissediyorum. doğup büyüdüğüm yerlere yabancılaşmanın ötesinde bir şey, farklı bir his bu. sezen aksu geliyor aklıma. 'kime kızayım, nazım senden başka kime geçer, benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok' diye mırıldanıyorum. kolum, bacağım, ocağım yok. olmadığını hissediyorum. eksik hissediyorum. içimdeki boşluğu doldurabilecek, kolum bacağım olabilecek bir şey yok. yalnızım. bir yanım şanslı, biliyorum. böyle hissetmek değerli. buna sahip olmak nimet. biliyorum. ama diğer yanım çok şanssız yahu. sevdiğim adamı, sevdiğim insanları bırakıp gitmekten, her defasında bir yerlerden ayrılmaktan, kavuşmak için ayrılmak zorunda olmaktan, ağlamaktan usanıyorum.


mesafelerin, ayrı kalmaların, kavuşmaların bana çok şey kattığını biliyorum. anlara, anılara önem veriyor, sevdiklerimi çok seviyor, özlemekle kavuşmak arasındaki süreci güzel hayallerle doldurmaya çalışıyorum. zorlandığım oluyor, çok oluyor. alışamıyorsun. alışılmıyor.

içimdeki aşk'a, kulağımdaki müziğe, belleğimdeki anılara sığınıyorum. yine bir gün İstanbul'a dönüyorum.. 



geliyor muyuz, gidecek miyiz..

23 Aralık 2014 Salı

varoluşum yokuşu.

son zamanlarda dinlediğim en güzel sözlere sahip olan şarkı 'varoluşum yokuşu'. karanlık ve soğuk günlerin getirdiği tembellik, hayat şartlarının vermiş olduğu yorgunluk falan derken adeta bir terapi şarkısı gibi imdadıma koştu 'son feci bisiklet' adlı grup bu eserle.

özetle;
sen hiç kutsal olan her şeye sövdün mü? en-el hak deyip de döndün mü, hep aynı yere?



bir anlamı olsaydı hayat dediğin bu şeyin 
saklardım anlayanları yasaklardım yasaklardım
sen beni doğmadan evvel görseydin eğer
bir evrendim kişi başına bir galaksi bir gezegendim 
ben sendim 

oyna seni bir umut sadece senle
ve sen nasıl yalnız olduğunu bir bilsen
savaş istersen sonunu beklerken
özgürlüğe mahkum
var oluşun yokuşu

yazılmamış oyunum
sen hiç kutsal olan 
her şeye sövdün mü 
en-el hak deyip de döndün mü 
hep aynı yere 

sincap demiş ki üzülme dünyalıların sonuna
düşünme
hiç bir şey ölmez
düşünen bilemez
bu düzlemde görüşmek üzere

oyna seyirciyi unut sadece senle
sen nasıl yalnız olduğunu bir bilsen
savaş istersen sonunu beklerken
özgürlüğe mahkum var oluşum yokuşu
yazılmamış oyunum

oyna oyna



27 Eylül 2014 Cumartesi

ölümü dinlemek.

'yıllardır dinlemekten bıkmadığım bir şarkı var' demiş met. arkadaşımız bundan bir önceki yazıda. bir Thom Yorke şarkısı da benden gelsin o zaman. radiohead dinleyen, dinlemeyen herkes bilir bu şarkıyı. radiohead'in 'ne olduğunu' bilmeyenler bile bilir hatta. radiohead'i seven de bilir sevmeyen de bilir. bu grubun az bilinen, kıyıda köşede kalmış şarkılarından birini seçip 'bu şarkıyı çok kişi bilmez, bilmesin de zaten, bize kalsın, sadece biz dinleyelim'cilik yapmaycağım. herkesin bildiği bu şarkıyı kendimce daha farklı sahipleniyorum zaten. o yüzden mainstream olması, hatta radioheadseverler tarafından bile eleştirilmesiyle ilgilenmiyorum. çünkü bu şarkı dünyaya bırakılmış olan en güzel şeylerden biri.

'street spirit'ten bahsediyorum evet. her dinlediğimde-istisnasız her dinlediğimde-ölüyorum. bile bile ölüyorum. her dinlemeye karar verdiğimde kendimi öldüreceğimin farkında olduğum halde dinliyorum. sebebi yok. ya da var bilmiyorum. sadece hissediyorum. iyi veya kötü. hissediyorum. ve hissetmek beni mutlu ediyor.

Yorke bu şarkı için bir röportajında şöyle diyor:


“‘Street Spirit’ is our purest song, but I didn’t write it…. It wrote itself. We were just its messengers… Its biological catylysts. It’s core is a complete mystery to me… and (pause) you know, I wouldn’t ever try to write something that hopeless… All of our saddest songs have somewhere in them at least a glimmer of resolve… ‘Street Spirit’ has no resolve… It is the dark tunnel without the light at the end. It represents all tragic emotion that is so hurtful that the sound of that melody is its only definition. We all have a way of dealing with that song… It’s called detachment… Especially me.. I detach my emotional radar from that song, or I couldn’t play it… I’d crack. I’d break down on stage.. that’s why its lyrics are just a bunch of mini-stories or visual images as opposed to a cohesive explanation of its meaning… I used images set to the music that I thought would convey the emotional entirety of the lyric and music working together… That’s what’s meant by ‘all these things are one to swallow whole’.. I meant the emotional entirety, because I didn’t have it in me to articulate the emotion… (pause) I’d crack…. Our fans are braver than I to let that song penetrate them, or maybe they don’t realize what they’re listening to.. They don’t realize that ‘Street Spirit’ is about staring the fucking devil right in the eyes… and knowing, no matter what the hell you do, he’ll get the last laugh…and it’s real…and true. The devil really will get the last laugh in all cases without exception, and if I let myself think about that to long, I’d crack. I can’t believe we have fans that can deal emotionally with that song… That’s why I’m convinced that they don’t know what it’s about. It’s why we play it towards the end of our sets. It drains me, and it shakes me, and hurts like hell everytime I play it, looking out at thousands of people cheering and smiling, oblivious to the tragedy of it’s meaning, like when you’re going to have your dog put down and it’s wagging it’s tail on the way there. That’s what they all look like, and it breaks my heart. I wish that song hadn’t picked us as its catalysts, and so I don’t claim it. It asks too much. (very long pause). I didn’t write that song.” 

ve Thom, sana bir konuda katılmıyorum. şarkının sonundaki 'immerse your soul in love' cümlesi şarkının havasını öyle bir değiştiriyor ki, her defasında tebessüm ediyorum. çünkü bu lanet olası hayatlarımız aslında o son cümleye bağlı. yani dostum, bu şarkı o son cümlesiyle umut veriyor insana. son ana dek ölüyorsun, için acıyor, ruhun bedenini terk edecekmiş gibi dinliyorsun. ama o son cümle izin vermiyor buna.

şimdi herkes gidip sevdiklerine sarılabilir.