31 Ağustos 2011 Çarşamba

dileğini tutmuş sayar sonsuzdan geri.

SABAHA KADAR ANKARA'YI DİNLEYİP KENDİ AĞZIMA SIÇABİLME YETİSİNE SAHİBİM.

yağmur henüz kara dönmüyor olabilir.
cuma günü kokusunda yine yolculuğu taşıyacak ve ben yine ağlıyorum. ağlamıyorum. ağlamak üzereyim. evet sonuncusuydu. çok piç bir durum, kendimden nefret etmemin 634826436. nedeni de sayılabilir. nefret değil de anlaşmazlık gibi. küçük bir pürüz.
pazartesi orada olacağım. bilmiyorum o sonbaharı yaşar mıyım, üşür müyüm, arar mıyım. bilemiyorum. önemli bir tarih yaklaşıyor. bir mektup yazılmayı bekliyor. arada gelip selam çakıyorum.

bazen aşktan çok dostluğa ihtiyaç duyarız bunu fark ediyorum.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Röportaj vol. 4.

Evet gizem merhaba.bize kendini tanıtır mısın?

yaaa en zoruyla başladın abi o nedir kendini tanıt ben buna hiçbir zaman cevap vermemişimdir.

öff :D:D ben Gizem,şu gün doğdum,okuyorum falan de

gizem,1992,koç,öğrenci hgfhjgfh

allah seni davul etsin emi :D:D
nerde okuyosun gizemcim?


anadolu üni-endüstriyel tasarım aybikeciğim

memnun musun?

daha hazırelık okudum fakat bölümü seveceğime inanıyorum duygusal bir bağ besliyorum fdgfdg

en önemlisi de o zaten canım :D:D
hımmm başkaa
hayatının dönüm noktası oldu mu hiç? bunu hep sormak istemişimdir.gizemden önce gizemden sonra gibi.


ahahah :D

gülme cevap ver (^^^)

ımm şey. üniversiteyi kazanmam belki ama çok büyük bir dönüm noktası değil her insan gibi hayatım değişti.farklı bir şehirde tek başına olmak insanı değiştiriyor.onun dışında çok büyük bir şey yaşamadım daha

boş zamanlarında neler yaparmışsın bakayımm?

bir şeyler karalarım genelde

biliyorum :):) ne tür şeyler karalıyosun genelde?

oyh :D:D bilemedim bi düşüniiim yani o an aklıma ne geliyosa bazen fotolara bakarak bir şeyler çiziyorum.özellikle bu aralar geliştirmeye çalışıyorum gölgelendirmemi yüz hatlarını çizmeye çalışıyorum böyle

kendini çizdin mi hiç?

yaa aklıma gelmiyo değil ama kendini beğenmişlik gibi olur bi de kötü çizerim falan dayanamam.ben kendimi pek beğenmem de :D:D hem yani çizecek bir sürü şey varken kendini çizmek saçma olur


yoo bence hoş olur,hoş kızsın :):)


ay teşekkür ederim iltifat içün ama yok yani olabilemez :D:D

iyi sen bilirsin :p:p peki, bu saatten sonra artık yapmam çok zor dediğin şeyler neler ?

uu çok samimi cevap vereyim mi? ay kimler okucak bunu? jkassad

:D bloga koycaz işte.fiskosortusu@blogshop.com
yok lan @ yokml
yokmuş :D:D


yaa beni kimse tanımaz yazıyorum vallaa

yaz yavrm yaz :)

mesela ben iili ilişkiler konusunda çok ay nası denir fedakar davranırım bencil olmam

fazla fedakarlık iyi değil bence :)

ama ne bileyim insanlara fazla değer veriyorum hemen dost sanabiliyorum.ciddi ciddi bencil olma kararı aldım :D:D
yani evet o fazlayı atmak tam anlamıyla bencil olmak değil kast ettiğim

ben sana yardım ederim 4 sene boyunca merak etme :D:D

ay teşekkürlerimi sunuyorum :D: D

pekiiii hırslı biri misin?


yani bunu tam çözebilmiş değilim
ben hemen pes etmem çabalarım fakat ille benim olacak olayına da girmem

hırsından dolayı ağladığın oldu mu?

hayır.öyle bir şey yapacağımı da sanmıyorum.

en son nezaman heyecanlandın? :):)

çok büyük bir heyecanı kast ediyorsan belki bir daha yaşayamayacağım kadar büyüklükte heyecanlar yaşadım birkaç ay oluyor.

özel mi?


Evet :)

tamam sonra anlatırsın bana :p

ahah tamam :D

kariyer hedeflerin var mı? 5 sene sonra şöyle yapsam iyi olur dediğin?

ya ben bu konularda pek konuşmam isteklerim konusunda.anlatınca gerçekleşmeyeceğine inanıyorum

saygı duyuyoruz ozaman :):)
sonracığımaa, sence hayatının en güzel okul yılları nezamandı.ilkokul,lise ve üniversitede 1 sene :):)


ya ben geçmişten nefret ederim en yakın gemiş en güzeldir o yüzden üni ama üninin yeri çok ayrı olur gibi geliyor
her şey çok başka çünkü

di miiii,ben de öyle düşünüyorum.iyi anlaşcaz senle :D:D

yeeeeees
ya zaten burç uyumumuz var bebek

inanır mısın burçlara? ben hiç inanmam meselaa

tabiki kızzııımmmm
ya bak şu günlük yorumlara pek inanmam
çok nadir tutuyo çünkü her balık aynı şeyi yaşaamaz hani 12 insan yok dünyada
ama kişilik olarak kesinlikle inanıyorum

hee benim de çıkıyo ama inanmıyorum nedense :D:D

ya da yakın gelecek konusunda gerçekten dorğu yönlendirmeler oluyor


Fala inanır mısın peki?
falsız kalmaz mısın :D:D


ya dur onu anlatayım çok salak ama güzel bi konuya değindin

anlat bakayım :D

dine çok bağlı biri olduğumu söyleyemem neticede her insanın inancı kendine diyerek konuya giriş yapıyorum :D:D
yani belli başlı büyk günahlar vardır hani allaha eş koşmak gibi din derslerinde çok geçerdi :D:D
işte fal bakmak öyle birşey
çok katıydım bu konuda kesnlikle bakma diye
ama bildiğim bir hikaye mi desem hadiis mi desem bişey vardı
işte peygamberimizin kızı baktırmış falan hikaye buna dayalı peygamberimiz de şey demiş hani çok büyük sıkıntılarınız olur iki arada bi derede kalırsınız kötü rüylar görürsünüz falan o zaman baktırbilrsiniz :D:D ne kadarı doğrudur ne kadarı yanlıştır bilemem ama o ana bulunduğum durum çok kötüydü ki ben acayip derecede kararsızımdır :D:D tek çarem ani fal bakayımda kadın ne derse onu yapayım gibi bşeydi
ay çok uzun oldu neyse,
gittim baktırdım ve inanmazdım da bildiklerine hani sana soru soruyorlar öyle sallıyorlar bir şey derdim ama benim kişiliğimi yapmak istediklerimi olanları o an içinde bulunduğum durumu bir bir söyledi şaka gibiydi
:D:D
ve neticede kadının lafıyla hareket ettim.evet
bu kadar :D

ondan sonra hep baktırım mı diyosun :p:p

yok yine bu tarz durumların olması gerek :D

kadir gecesi özel röportajı :D:D kandilin mübarek olsun bu arada yavrum
neyse kısa keselim.teşekkür ediyorum cevapların için, esen kal diyorum :):)


nedeeemeekk :)

26 Ağustos 2011 Cuma

Röportaj vol. 3.


toplamda ikinci, tanımadığımız bir okurumla yaptığım ilk röportajım bu. hem bana hem de okuyuculara hakkında bilmemizi istediklerinden bahsedebilir misin elif? 

Hemen başlıyorum.
Ben Elif Ayvaz. 3 Haziran 1990 doğumluyum. Balıkesir'de doğdum büyüdüm. Adnan Menderes Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Tur Turizm Rehberliği okuyorum. Yani daha yeni başladım. Hazırlık bitti, birinci sınıfı okuyacağım. Aynı zamanda açıköğretimden işletme okuyorum ama tamamen eziyet! bitecek gibi durmuyor. gezmeyi, okumayı, insanları gözlemlemeyi çok severim. Başka diller öğrenmek ilgimi çeker. ilginç yaşamlar ilgimi çeker. günlük okumaktan çok hoşlanırım. bu kadar galiba.


"ilginç yaşamlar"dan kastın nedir tam olarak, öğrenebilir miyiz? 

Yani, mesela bir kitabın anlattığı konu değil de yazarının yaşamı. böyle bir şey yani. çok açıklayıcı olmadı sanırım. daha doğrusu arka plandaki adamlar ilgimi çeken.


"yapılmış bir şeyin arkasındakiler" diyebilir miyiz?

aynen.


peki o zaman bu "ilginç yaşamlar"ın sahiplerinden konuşalım biraz. en ilgini çeken isimlerden söz etmek ister misin? hatta bir ismi daha yakından da tanıtabilirsin. 


hımm... mesela bir tanıdığım var. kitap da çıkardı. Ama çok göz önünde olmaktan hoşlanmıyor. Adını vermeyeceğim o yüzden. Zaten çıkardığı kitap da Osmanlıca'dan çeviri bir tarih kitabı. Devamında çıkacak olan kitapları da öyle. Ama benim asıl ilgimi çeken tarafı aslında onun çok iyi bir yazar ve şair olmasına rağmen hiçbir yazısını ya da şiirini yayınlamaya yanaşmaması. Aslında tüm imkanlara sahip. Ama yazdığı bir öyküyü kimselere okutmadan yok edebiliyor mesela. Ya da birisi için yazdıysa ona veriyor ve kurtuluyor. Ona göre yazı amacına ulaştıktan sonra değerini yitiriyormuş çünkü. Bu bana çok ilginç gelmiştir mesela. Yani ben onun yerinde olsam yayınlardım yazdıklarımı ve büyük patlama da yaratabilecek şeyler mevcut elinde. Ama o daha geri planda kalmayı tercih ediyor hep. Bu arada farkettiysen benim derdim de sadece yazmak kendimi tanıtırken bunu atlamışım


anlattıkların gerçekten ilginçmiş. tanıdığının görüşü de tartışmaya değer. evet anladığım kadarıyla 3 tane blog sayfan var onlardan bahsedebilir misin biraz. ya da genel olarak yazmaya ne zaman ve neden basladığını senin için ne ifade ettiğini anlatabilirsin. 

tabii. yazmaya 9 yaşındayken başladım. 11 yaşımda ilk romanımı bitirmiştim. Yazmak benim için nefes almak gibi bir şey. Yazmazsam boğulurum ben. Ya da su gibi. Zorunlu ihtiyaçlardan yani. Yalancı akasya'da yazdığım öykümsüleri, şiir kırmalarını falan yayınlıyorum. ilk blogumdur kendisi aynı zamanda. yani çok edebi sayılmaz tabii yazdıklarım da dökülüyorlar işte, yazmazsam yazık olur, ki zaten duramam. İzler, sesler ve de görüntüler, normal bir blog. Kafama ne eserse oraya girebilir. Ama vıcık vıcık bir kız blogu da değil. Sevgililerimi, aşk acılarımı falan anlatmıyorum ama. Hiç hoşlanmam zaten öyle şeylerden. Kime ne ki benim aldatılmamdan, uykusuz kalmamdan falan... Duraklarda ise okuduğum bazı kitaplar hakkındaki düşüncelerimi yayınlıyorum. İzleyici sayım genelde az. ve zaten sesi soluğu da çıkmıyor çoğunun. ama ben içimdeki yazma dürtüsünü bastıramadığım için sürekli yazıyorum. Birazcık olsun egomu tatmin etmek için de blogda yayınlıyorum, hepsi bu.


hemen not düşüyoruz burda konu izleyiciye de gelmişken: İNSAF YAHU BİRAZ. OKUDUĞUNUZU BELLİ EDİN EN AZINDAN. 
yazmaya 9 yaşında başladığını söyledin. hepimiz bir şeyler karalamışızdır elbet, ama tahminen senin karamaların bizimkilerden daha farklıydı. =)) nasıl oldu da başladın "o yaşta" yazmaya? ne tetikledi seni buna diye sorayım hatta.

ben biraz durgun bir çocuktum. Ailemin ya da çevremdeki insanların tanımladığına göre sakindim. Ama arkadaş çevremin tanımlamasına göre somurtkan ve huysuzun tekiydim. O oyunlar falan sıkıyordu beni küçükken. Mızıkçılıklar falan. Aman hep aynı şey diyip oyun oynamaktan vazgeçtiğimi bilirim. Sonra benden büyük komşu çocukları okula gidiyorlardı. Ben de onlarla takılmaya başladım. Okula başlamadan okuma yazmayı sökmüştüm. Sonra baktım ki bu büyülü bir şey. Sonra tabii okulda kitaplarla tanıştım. Sanırım çevremden kaynaklanan sebeplerden dolayı oldu bu. Yani çevren ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa ya içine kapanırsın ya da başka bir çıkış noktası falan ararsın. Benim ki de bu oldu. Sonra bir gün kuzenim bana yazdığı öyküyü okudu. Sonra abisinin yazdıklarını okumaya başladık gizli gizli. benim de kafamda bir ampul yandı sonra. Ben neden yazmıyorum ki, dedim. Bunu ben de yapabilirdim. ve o günden beri de yazıyorum. hatta ilk yazdığım trafik haftasıyla ilgili bir şiirdi ödül bile almıştım bunun için ama sonra sonra öyküye daha çok ısındım şiir biraz ustalık işi tabii


tebrik ediyoruz seni o zaman. =) 

teşekkürler


peki ileriye yönelik planların var mı yazmaya dair. en basit ve akla ilk gelen şey kitap çıkarmak tabi. 

Var tabii. En çok istediğim şeylerden biri de bu. Ama şu yakın zamanda değil daha. Çünkü daha olmadım. Biraz daha çalışmam gerek. Ama okula dönerken taa küçüklüğümden kalma bir romanımı götüreceğim yanımda ve bu yıl ona yoğunlaşacağım.
artık onu yazmam gerek çünkü. içinde kalınca çok rahatsız ediyor yoksa.



romanının içeriğini sormuyorum o zaman bu noktada. =)) 
yazmaktan bahsettik. peki ya dinlemek? kimleri dinlersin? neler dinlersin? en sevdiğin sanatçılar gruplar?

herşeyi dinlerim. o an neyi istiyorsa canım, ruh halim onu dinlerim. Mesela bu ara türk sanat müziğine merak saldım. tabii bunda okuduğum kitabın etkisi büyük ama dinliyorum işte.
hüseyni, hafız post, şeyh galip falan bu ara derdim.
ama klasik müzik de severim, rock müzik de.
mesela şu an massive atack dinliyorum ama bu bir sonraki şarkıda değişebilir
ama pop dinlemiyorum asla.
bunu söyleyebilirim. Çünkü bu kadar boş, işe yaramaz, kulağı tırmalayan bir şey daha olamaz bence.


eheh. "öncesi" ve "sonrası" diye ayrım yapıyorum ben popta. günümüzde yapılan şey tam olarak ne bilmiyorum ben de ama "birileri bizle fena kafa buluyor" dedirtiyor insana. 90lı yıllar güzelmiş mesela.
yazarken de müzik dinler misin peki? 
bazı yazarların bundan rahatsız olduklarını biliyorum. sessiz bir ortamda yazmayı tercih edenler de çok.

tabii canım, 90larda insanların bir tarzı bir felsefesi vardı. şimdiki gibi değilmiş adamlar.
bazen dinlerim. ama bu ya ney sesidir ya da bethoven falan.
çok gürültülü şeyler beni de rahatsız eder o an.
çok huzursuz olduğumdan huzurlu şeyler duymak istiyorum galiba o an.


farklı yerler ve dillerden de söz etmiştin sanırım konuşmamızın başında. ben eskiden "en az 7 dil öğrenmeliyim" diyordum fakat ne yazık ki 4 numarada tıkalı kaldım. :/ 
yabancı dilin var mı/öğrenmek istediğin veya kulağına hoş gelen ilgini çeken diller hangileri?

sadece ingilizce ve birazcık Osmanlıca biliyorum.
Ne güzel 4 dil bilmen.
Bu yıl okulda Japonca seçeceğim
ama ispanyolca, italyanca, fransızca ve rusçaya da ilgim var. ve en kısa zamanda öğreneceğim ne yapıp edip.
zaten turist rehberi olacağım için ne kadar çok dil bilirsem o kadar iyi.


fransızcayı kesinlikle öğrenmelisin diyorum. bir dil ancak bu kadar güzel olabilir. =)) ispanyolcayı da kendi kendime öğrenme girişiminde bulundum fakat devamını getirmediğim icin pek başarılı olamadım. 

fransızcayı sırf kitapları orjinal dilinde okuyabilmek için istiyorum. Edebiyatı çok güçlü bir dil çünkü.
İspanyolca tamamen ticari.   ispanyolca bilen rehberin sırtı yere gelmez çünkü.
revaçta bir dil.

orjinal dilinde okuma ve dinleme takıntım vardır benim. çevirileri sevmiyorum. ne yaparsan yap orjinalindeki anlam ve ifadeyi taşımıyorlar çünkü. 
ama hayat bu ya. çeviri işine gireceğim sanırım ben de. 

evet, çünkü kültürler arası farklılıklar çok fazla. en çok da dilde hissediliyor bu.
bence gir. Yani ben arada harçlık çıkarmak için eşe dosta yapıyorum.
fena olmuyor.
ama edebi bir şeyler için ileri seviyede olmak lazım. dile hakim olmak lazım. ve büyük sorumluluk isteyen bir iş düşününce.
biz bile ne kadar güzel şeyler söylüyoruz kötü çeviriler hakkında.
çok dikkatli olmalı insan.


evet kesinlikle. kolay bir iş değil gercekten. zaten kitap çevirmenliği yapmayı düşünür müyüm bilmiyorum.
sanırım yeni takipçilerimizdensin sen. bizim bloğu nasıl keşfettiğini sorabilir miyim acaba? 

evet, daha yeniyim. sanırım başka bloglarda gördüm. bu ara bu şekilde bir çok blogu takibe aldım çünkü.
ama seviyorum farklı kalemler okumayı. İlgimi çeken blog oldu mu o benim olmalı! Ben de olmalıyım içinde.

eheh. hoşgeldin o zaman aramıza. 
açık açık sorayım o zaman "okumaya değer ne buldun" bizim sayfamızda diye. 

hoşbuldum.
samimiyet.

: D 
gündemi takip eder misin?

çok değil doğrusu.
yani dünkü şehit haberlerinden falan haberim var ne yazık ki ama çok da ilgili değilim gündemle ilgili.
izleyemiyorum daha doğrusu. öyle söyleyeyim. vaktim olmuyor.


zaten türkiyede yaşayan bi insanın biraz da vaktinin olmaması gerekiyor sanırım bu tarz şeyler için. yoksa yaşama sevincini kaybedebilir diye düşünüyorum =)) 

çok doğru!

yani her gün birileri birilerini kesiyor, birbirlerini boğazlıyor.
toplu cinnet geçiriyoruz sanırım
ben bu yüzden sakin kalmayı tercih ediyorum o saatlerde
zaten izlerken çıldırıyorum sinirden


evet tutamıyor insan kendini. yurtdışında yaşadığım için kıyaslama yapabiliyorum. pek sevmem buraları ama sanırım şanslıyım. 
"bunları yapmadan kesinlikle gitmemeliyim" dediklerin var mı? vardır elbet. 

dünyadan mı?
eğer öyleyse dünyayı dolaşmadan, bir sürü dil öğrenmeden, kitaplarımı yayınlatmadan gitmemem gerek

kapanışı yaparken baya iç karartıcı bir soru oldu aslında ama teşekkürler cevap verdiğin için. : D 
o zaman herkese sağlıklı huzur dolu ve mutlu bir hayat diliyor ve röportajımızı burada sonlandırmak istiyorum. sorulardan bağımsız, söylemek istediğin herhangi bir şey daha varsa buyur lütfen. 

Şunu söyleyeyim: Fiskos'u ve Akasya'yı takip edin ve okuyun.  
son sözüm bu olsun. 


3. röportajımızı da gerçekleştirmiş olduk böylece. elif'e teşekkür ediyoruz tekrar. 

25 Ağustos 2011 Perşembe

al sana küfür. alkol. şiddet. behzat ç.

neymiş efendim çok küfür varmış da adamlar durmadan içiyorlarmış da kötü örnek oluyorlarmış. zaten ben küfretmeyi (ha öyle çok küfreden bi insan da değilim) ve içmeyi (en son ne zaman içtiğimi de hatırlamıyorum gerçi) behzattan öğrendim.

"babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. bazen öyle olur; her şey üst üste gelir. polis olmasaydım katil olurdum. çünkü sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir. binlerce ceset, binlerce katil, ve bir evlilik gördüm. seni intihar ettiğin gün tanıdım kızım. seninle o gün barıştım. şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var. şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var, bütün çaresiz insanlar gibi, dağılan bir okul gibi. acılarımız da birbirine benziyor artık kızım. birbirine benzeyen parmaklar gibi; ama her birinin eşsiz bir izi var. bazen gözlerim doluyor karanlıkta ama fısır fısır konuşmaya başlıyorsun yine kulağımın dibinde hiç susmuyorsun. ağlamama asla müsade etmiyorsun. her şey affedildi babacık diyorsun. hiç ayrılmayacağız diyorsun. keşke hep yanımda olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyorsun sen bana. ama kar taneleri birbirine benzemez ki kızım. cesetler de benzemez. ama bir cinayet başka bir cinayeti hatırlatır her zaman. koşan atlar, düşen atları hatırlatır. yağmur yağar, durur, tekrar başlar, yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir. beşikten mezara kadar. karanlıkta herkesle çarpışabilir insan. yalan mı söylüyorum sana? affet beni kızım, affet. bir sürü doğru söyledik ama hiç burnumuz kısalmadı ki kızım."

yanlış yerinizle izliyorsunuz lan diziyi. ehem. :)

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Cevapları alayım :p

Hangisi Zooey Deschanel hangisi Katy Perry sizce? :)



23 Ağustos 2011 Salı

DİKKAT!!! Bu yazı aşırı dozda anarşizm içerir.

Bugun okulun kayit evraklarina cartina curtuna falan baktim. Her sey normal gibi geldi. Soyle bisiy istiyorlar bi de bizden:
"Cumhuriyet Bassavciligi'ndan alinmis sabika kaydi." yine normal.
Altinda soyle bir ibare vardi: "Belge anarsik faaliyetlerin mevcut olup olmadigini barindirici nitelikte olmali." tek 'anarsik' hareketi, sinavda sifre iddialari sirasinca Taksim'de protesto olan ben, bayagi bi guldum. in anarsi we trust cunku. ve fikrimce her seyin cozumu.
Allahtan beynimizi okumuyolar diye dusundum sonra.

Beynimizde yasattiklarimizi bir gun eyleme donusturme dileklerimle.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

faubourg saint denis


thomas listen. listen. there are times when life calls out for a change. a transition. like the seasons. our spring was wonderful, but summer is over now and we missed out on autumn. and now all of a sudden, it's cold, so cold that everything is freezing over. our love fell asleep, and the snow took it by surprise. but if you fall asleep in the snow, you don't feel death coming. take care.

21 Ağustos 2011 Pazar

"Ankara'ya gidebilme ihtimalimi düşündüm..."

dostlar, bu okula gitmeden önceki son yazım.

özet geçiyorum: zamanında Boğaziçi hayalleriyle uyuyordum. Rus yazarları gibi realist oldum artık, zaman geçti ve yollardan geçtim. hedefimden vazgeçtim.
neden bilmiyorum ama farklı bir yol seçtim. gerçekten neden bilmiyorum. sanırım bazen rüzgara izin vermek gerekiyor.
artık "Angaralı" oluyorum.
tüm okuyucularımıza ve yazar arkadaşlarıma başarılar ve sabırlar diliyorum. dilerim ki mutlu olursunuz.

elveda.

şaka şaka.

bir sabah seni gördüm, aklın takılmış yine balıklara.

05.40
uyuyamıyorum.
ilk defa bu saate kadar ayaktayım. üstelik kimseyle sohbet etmemiş olmam da önemli bir ayrıntı. sahurun da etkisi olmalı bu durumun varlığında.
oyalandım. didikledim. pencereden baktım. bulutları izledim.
bulutları severim.
sabahın bu saatlerinde büründükleri kül rengi cezbediyor. bulutların ardında hafif sarı-turuncu bir renk var. güneş doğmak üzere. sessizliği dinliyorum.
sonbahar geliyor, evet bu müjdeli haber benim için.
bir ay önce uzun bir yolculuğa çıkmıştım. anladım ki bu saatlerin en değerli sevgilisi yolculuklar, yeniliğe adım atarken bir yeni gün daha geliyor insanın ayağına.
kül rengi yerini pembe tonlarına bırakıyor. ben neden pembeyim diye sormuştu bana biri. bilmiyorum. lambayı kapatmam gerek. bunu biliyorum.
lambayı kapattım. saat 10 sularında annemle hastaneye gitmem gerek, uyku arayacağım. oysa şairlik sırtıma yapışıyor, aç kalan martıların buralara geldiğini duyuyorum, güvercinler çırpınıyor. yine uykusuzum.
serin sabahlar üşütüyor. serin sabahlar düşündürüyor. ben de okul için Ankara'ya gidebilme ihtimalimi düşündüm. fark ettim ki İstanbul'u özleyeceğimi kendime itiraf etmemişim hiç. yine de uzaklaşmak iyidir. iyi gelebilir. belki. "benim hala umudum var" demiş Mazhar Ağabey.
pencereden baktım, baktım. sessiz, ışığı yanmayan evlere ve 24 saat açık fırının camlardan birine yansıyan görüntüsüne. hava temiz kokuyor. hava toprak kokuyor. insanın sonsuzluğunu düşündüm. hiç bitmeyecek toprak ve insanın sonsuzluğu. kopardığımız çiçeğin zamanında bir insan oluşu. evrilmiş insan. kim karşı çıkabilir?
minibüs sesleri geliyor, demek ki saat 6 olmuş.
ölümün geldiği anda ne düşünürüm bilmiyorum ama namütenahi bir denge olduğu malum. sonsuzluk. sonsuzluk. bize ölülerimizden miras sonsuz koku.

19 Ağustos 2011 Cuma

röportaj vol 2

Selam gençler! İkinci röportajı Aysu (marla sünger) ile gerçekleştirdik. Benden sonra Yeliz kendisine sorular yönelttiği için soruların gidişatı garip olabilir.Neyse başlıyoruz.

mehtap:
merhaba sevgili Aysu seni tanımak ve blogumuzda yer ayırmak istedik bunu kabul ediyor musun?

Aysu:
"elbette."


mehtap:
öncelikle hangi şehirde oturduğunu ve şehirinle ilgili iyi-kötü hissettiklerini alalım senden

aysu:
izmir'de oturuyorum. pek fazla şehir gezmediğim için objektif bir yorum yapamam ama izmir'in türkiye'nin en rahat şehirlerinden biri olduğu söyleniyor. kısmen doğru da. her şehirde görülen önyargılar ve önüne gelene duyulan cinsel istek ( bildiğin abazalar yani) burada da görülüyor ama diğer şehirlere göre daha rahat hareket ediliyor. yani, şehrimi seviyorum kısacası.


mehtap:
biliyorsun benle tanışmana Muse vesile oldu. (kendimi burda yücelten bir tavrım yok =P) Muse senin için ne ifade ediyor, müzikten öte şeyler var mı ?

aysu:
Muse beni girdaptan kurtaran şey oldu diyebilirim. Liseye giriş sınavlarına hazırlanıyordum ve halim bok gibiydi. Kim olduğumu bilmiyordum, kendimi tanımıyordum ve etrafımda birkaç insan olsa bile kendimi oldukça yalnız ve başarısız hissediyordum, her anlamda başarısız. Muse’dan önce bayağı sapıtıktım açıkçası, Lily Allen’a falan tapıyordum yani düşünün ne kadar berbat durumdayım

Muse benim zamanla ilacım oldu, arkadaşım oldu, ne bileyim, ailem falan oldu. Muse’a olan sevgim değişmedi şu dört yıl içerisinde ama değişen bir şey oldu, ben değiştim. Muse ayrıca bana müzikal olarak da bir zenginlik kattı

Sadece Muse parçalarını çalabilmek için kendi kendime gitar ve çok az da olsa piyano çalmayı öğrendim. Klasik müzikle tanıştım, Muse benzeri müzisyenlerle tanıştım. Ciddi anlamda zenginleştim yani.


mehtap:
benim için de anlamı büyük, bir de o zamanlar saftık bu da ilk adımlardan biri oluyor sanırım.gelelim üçüncü soruya...gelecek için çizdiğin resminde neler görmek istiyorsun?

aysu:
Hayattan zevk almasını bilen, parası olan ve sevgilisi olan bir Aysu’yu görmek istiyorum ama ben bunu anca rüyamda görürüm, o da var. Bir de şu ibne sinekler beni ısırmasın istiyorum. Galiba çok şey istiyorum.


mehtap:
elinde imkan var diyelim çok istediğin Iamx konserine gittin. orda neler olabileceğini düşündün mü? Chris'le konuşmak mesela.Aman tanrım ne derdin Chris'e burdan duymak güzel olurdu

aysu:
Bunu önceden düşünmüştüm. Konsere gidebilmem için bir kere dersaneyi ekmem, konserin yaş sınırlı olmaması(ki barda yapıldığına göre zor ihtimal), ankara’ya uçak bileti almam ve topuklu çizme almam lazım. Bunları aştım diyelim, ilk olarak konserde milletin arasına ufacık boyumla kaynayarak en önlere giderdim, sonra ağlamamak için kendimi zor tutardım, sesim şarkıları söylemekten kısılırdı falan. Bi

Bir de terleyince kıpkırmızı kesilmemeye çalışırdım zira berbat bir durum. Kulise girdim diyelim, bütün grup elemanlarıyla tanışırdım hatta Caroline’a “niye beni feyste kabul etmedin la allahsız tospaa” diye fırça atardım ama allahsız tospaayı nasıl İngilizce söyleyeceğimi de önceden hesaplamam lazım tabii. Sonra janine’in yanına gider, “vay be kadın, idolümsün. Çirkinlikten öleceksin ama yine de

yine de kaptın Chris’i koçum benim” der öperdim. En son da Chris’in yanına gider, tipik fan konuşması yapardım işte beni müziğinle aydınlattığın için teşekkürler falan. Ama en kıyağı da chris’in elinden iamx şarabı içmek olurdu. Oh mis.

mehtap:
Hayat adil değil bu konuda kahrolası Chris'e bir gün ulaşırsın umarım.Peki her yaşın ayrı bir güzelliği katkısının var olduğuna inanıyor musun?

aysu:
Pek sayılmaz. 10-15 yaşları arasında tam bir morondum ve düşününce bu hiç de güzel gelmiyor, hatta utanmamak için uğraşıyorum diyebilirim.


mehtap:
Bir sonraki yaş gününü nerde, nasıl kutlamak isterdin mesela?

aysu:
Karşıyaka’da Durock diye Türkçenin ağzına sıçmış bir bar var ve orada bir çerçevede Muse posteri asılı. Yıllardan beri oraya gidip o posterin önünde rahatlıkla oturabilmek istiyorum. Bu yılki kutlamam diğer yıllara oranla çok daha iyiydi ki geçen yıllarda o kadar kötü kutlamalar oluyordu ki ağladığım bile oluyordu

Bir sonraki kutlamamda yine bu yıl yanımda olan iki arkadaşımla o dediğim posterin önünde içerek kutlamak istiyorum. Tabii çok daha kalabalık olursa daha iyi olur ama uzak ihtimal gibi görünüyor


mehtap:
Seneye 18 yaşında olacaksın evet bu uzaktan pek çok şey ifade ediyor. Ayrıca üniversite kapısında sürünürken eminim yine süprüzlerle karşılaşırsın..Söylesene neden burada yazları sıcak kışları soğuk?

aysu:
Orası neresi? Karadeniz bölgesiyse yaz kış serin ve yağışlı oluyor ama Akdeniz ve Karasal iklim ise güneş ışınlarının geliş açısı ile enlem-boylam olayından kaynaklanıyor. Hay öpeyim coğrafyayı konuşturmasın beni şimdi.


mehtap:
evet sohbete giriş yaptık lakin kendini tanıtma fırsatı vermedim sana. kimsin sen Aysu? burda ne işin var?

aysu:
Ben de bilmiyorum desem.. Burada olmamı evrenin garip bir oyunu ve benim can sıkıntımın verdiği sıkıntıdan sıkılmam olarak açıklayabilirim. Ayrıca dünyadaki insanların çoğu kim olduğunu bilmeden yaşıyor ve ben böyle olmak istemediğim için ergenlik döneminden beri bir kimlik savaşı veriyorum.

mehtap:
Bu konuda yalnız değilsin. Ergenler gibi 'hayat bir oyun biz de figuranız burda senaryo' demem gerekmiyor tabii. Mesleki açıdan neler ister bu Aysu?

aysu:
Hayatın bir oyun ya da sınav olduğu konusuna da katılmıyorum ayrıca, buradan belirteyim. Bence hayat, su gibi akıp gitmesi gereken bir şey ve o yüzden tepemizdeki boşluğa aldırmayarak yaşamalıyız. Neyse

Mesleki açıdan ne düşündüğüme gelirsek, aslında henüz tam bir karar verebilmiş değilim. Gönlümde psikoloji yatıyor ama hem kazanması zor hem de ileride sıkılabilirim diye düşünüyorum

İngiliz dili ya da Amerikan kültürünü düşünmüştüm daha önce ama onlarda da iş yok, hem zaten tmyim, dil sınavına girmem zor olur. Öyle yani. Arada başka mesleklere falan da bakıyorum ama gönlümde yatan psikoloji

mehtap:
Eşit ağırlıkçı olsam ve başarım da olsa bende psikoloji isterdim.Günümüz Türkiye'si için gerekli hem iş imkanı şaşmaz! Hayat akan bir sudur diyince aklıma Ayşe Kulin geldi. Yazarlardan söz açmak istiyorum.Kimleri seversin ya da sevmezsin ne bulupta okuyorsun?


Aysu:
Daha çok modern dünya klasiklerinden okuyorum, kitap isimlerini de internetten ya da arkadaşlarımdan buluyorum. Sylvia plath, j.d. salinger, chuck palahniuk, George orwell, paulo coelho ve j.k. rowling en sevdiğim yazarlardan. Sevmediğim yazarlar fazla yok, sadece şu vampir mitlerini sevmiyorum, o da boku çıktığı için


yeliz:
blogta hakkında yazmamızı istediğin bi konu var mı?
ya da hangi konular hakkında yazmamız hoşuna gidiyor?

aysu:
blogda ortak bir yazı yazılabilir diye düşünüyorum, içinde herkesin de bir payının olabileceği yazılar
çoğunluğu kişisel yazılar olduğu için de politika, sanat gibi daha genel konulara biraz daha ağırlık verilebilir gibi. kişisel yazıları okumak zevkli oluyor ama..

yeliz: 
en çok beğendiğin yazar?

aysu:
sylvia plath
ama

yeliz: 
ama?

aysu:
bazılarına göre sadece bir şair olarak görülebilir. ben hem şair hem yazar olarak görüyorum onu ama alternatif bir cevap olarak j.d. salinger diyebilirim.

yeliz:
özel bir soru sorayım
bana önerdiğin romanında intihar girişiminde bulunma düşünceleri vardı hani. romanı okurken kendisinin de intihar yüzünden ölmüş olması tuhaf hissetirdi mi sana?

aysu: 
hayır çünkü o roman zaten otobiyografik bir roman, kurgu olarak sayabileceğimiz tek şey isim değişikliği. ayrıca plath'ın şiirlerine baktığımızda da yazarın hem yaşamaya hem de ölüme bu kadar bağlı olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.


yeliz: 
blogtaki anketler hakkında ne düşünüyorsun? ilgini çeken bir anket var mı? hani şunu sorsanız diyebileceğin?

aysu: 
anketlere pek dikkat etmiyorum açıkçası, sadece son ankete baktım o kadar. bu yüzden bu soru için pek bir şey diyemeyeceğim. sadece müzisyen ya da yazar kıyaslaması yapabilirsiniz.

yeliz:
peki gençlik hakkında ne düşünüyorsun? hani gerek internet ortamında gerek de dışarıda. çoğunluğun bi acayip olduğu kanısında mısın?

aysu:
gençlik salak. gençliğin beyni sulanmış. gençlik sağır ve kör. gençlik ötekileştirilmiş. içlerinde özgün olmayı başarabilenler de var elbet ama onlar da yalnız olmaya mahkumlar.

yeliz:
bloğun layoutunu beğendin mi?

aysu: 
güzel ama kırmızı üzerine beyaz olan kısımlar göz yoruyor

yeliz:
peki okul sistemi hakkında ne düşünüyorsun?
çoğu kişi sistem yüzünden mi yoksa tembelikten mi açıkta kalıyor?

aysu: 
türkiyedeki okul sistemi boktan. tembellikten de açıkta kalan var, hatta yakın çevremde de var örnekleri, ama çoğunlukla sistem onları bok çukuruna atıyor. gerçi her yerde böyle değil. mesela türkiyede çok gereksiz bilgilerle beyin yıkıyorlar ama amerikada da gençleri gerizekalı olarak yetiştiriyorlar. hem de beyin yıkamaya gerek duymadan.

mehtap:
şimdilik röportaja burda son veriyorum belki devam ederim ya da etmem.Ama blogum adına da teşekkür etmeyi borç bilirim.Gitmeden ki sorum da şu Fiskos Örtüsü'nde iş var mı?

aysu:
fiskosun geleceği parlak ama önce tozunu almak gerek. asıl ben teşekkür ederim röportaj teklifi için.

18 Ağustos 2011 Perşembe

medya saçmalığı.

tamam şehit haberleri aldıkça hepimiz üzülüyoruz. herkes istiyor bu 'şey'in artık bitmesini ve gencecik insanların ölmemesini. ama her şehit düştüğünde onun hayatını, geride bıraktığı ana baba ve eşini, üniversiteden arkadaşlarını, en son düğün görüntülerini vs. yayınlamaya gerek yok. haber bülteni boyunca diğer her şeyi görmezden gelip sadece şehitlere, hayatlarına ve ailelerine yüklenmeyin.

neden mi?

çünkü o oturduğunuz yerden lanetlediğiniz pkk bundan tatmin oluyor. amacına ulaşmış oluyor.

hani bir tartışma konusu vardır ya hep. 'insanların canını hiçe sayıp onları gaddarca öldüren teröristlere medyada ne kadar yer verilmeli' diye. tam olarak ordayız işte. şehitler anılmasın, ailelerine başsağlığı dilenmesin, onlarla ilgilenilmesin demiyorum ben. demem de zaten. ama bu kadar televizyon malzemesi yapmaya gerek yok.



bir de terörden sadece şehit düştüğü gün bahseden bir ülkeyi ne kadar ciddiye almalı bilmiyorum artık.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Mıttıka'nın laneti.

Bloga girmek için google'ı açtım.Fiskosortusu yazdım bildiğimiz fiskos örtüsü çıktı.blog yazısını da ekledim.farklı şeyler çıktı.sinirlendim ve arama şeysine sadeceeeeeee 'mıttıka' yazdım.blogumuz çıktı ahahahah. ne günlerdi.yazarlarımız anlayacaktır :)

14 Ağustos 2011 Pazar

benim aslında yazacak şeyim yok.

boş boş dolanıyorum bütün gün. uyuyorum. canım sıkılıyor, uyanıyorum. sonra canım sıkılıyor. tekrar uyuyorum. beni bekleyen kitaplar var, göz kırpıyorlar fakat ben namuslu bir kızım. kafamı çeviriyorum.
sanırım en sıkıntılı yazımdı. yani eylem anlamında değil, mevsim anlamında.
bu yaz yaptığım en hareketli şey düğün için gezmek oldu. yozgat'a ve izmir'e gittim. hiçbir dakikam boş geçmedi ve istanbul'a döndüm. kanat'ın dediği gibi: "tokat tokat tokat..."
ve beklemek. sürekli. mütemadiyen. daima. ösym'nin keyfini, hayatımın girdiği yolları, normalmiş gibi yaptığım seçimleri izlemek.
artık çok sıkıldım ve 19 Ağustos gelsin istiyorum. iyi ya da kötü. yetiiieeeer.
(ağır ergenlik yaşıyorum farkındayım ehemehe)

ve standart kapanış: love and peace!

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Röportaj vol. 1.

merhaba sayın fiskos okurları. bahsetmiş olduğumuz gibi bloğumuzda yeni bir köşe açmaya karar verdik. her hafta bir yenisini ekleyeceğimiz bu röportajların ilkini gökçe adlı okurumuzla ben yapacağım. röportaj köşemizin ilk konuğu olduğun için teşekkür ediyoruz sana. bize biraz kendinden bahsetmeni istiyorum öncelikle. gökçe kimdir nelerden hoşlanır, hatta nelerden hoşlanmaz? 

5 kasım 1992'de ankara'da doğdum. doğum tarihimi çok seviyorum. ankara'da doğdum büyüdüm ama hep izmir karşıyakalı oldum annemden ötürü. ilkokul 1. sınıfta ablamın kuzenimden yürüttüğü the offspring ve r.e.m albümleriyle bugün dinlediğim müziklerin temelini atarak hayatımı kurtardım. okuldan sonra annem beni alır atatürk kültür merkezi'ndeki atölyeye götürürdü. o resim yaparken ben akm'nin fantastik binasını keşfe çıkardım. annemin sergileri şimdiye kadar bulunduğum en elit ortamlardı. yine annemden hayvan hikayeleri dinleyerek büyüdüm, çocukluğum sokakta kedi köpek yavrularına bakarak geçti. o zamanlardan beri veteriner olmak istedim. 7. sınıftayken bu yolda lisede sayısal seçeceğime kesin olarak karar verdim. lisede sayısal okudum ve her anını çok sevdim. 10. sınıfta seçmeli ders olarak aldığım grafik tasarım ile o zamanlarda karşıma çıkan hasta, yaralı, ölen hayvanlar kafamda soru işaretleri oluşturdu. 11. sınıfta çok fazla resim çizmeye başladım. 12. sınıfta sınava 1 ay kala kesin olarak benden veteriner olmayacağına, grafik tasarım okumam gerektiğine karar verdim. lysler bittikten sonra 1.5 ay hacettepe grafik tasarımı hedefleyerek öküz gibi çalıştım sonra kazandım. annem iş imkanı falan diye tobb’un sınavına soktu sonra. oradan burs alınca hiç hesapta yokken kendimi tobb görsel iletişim tasarımı’nda buluverdim. bugün itibariyle en sevdiğim şeyler okuduğum bölüm, dinlediğim müzikler, filmler diziler, bir şeyler çiziktirmek, hayvanlar ve yıllardır obsesiflik derecesinde sevdiğim efes pilsen ve avrupa basketbolu.


madem son cümlende en sevdiğin şeylerden bahsetmeye başladın. onlardan devam edelim o zaman. biraz "kültür sanat arşivi"nden söz et bizlere. 

en çok morphine, massive attack, the national ve radiohead dinliyormuşum. Radiohead hakkında konuşmayayım zaten. National’ı dinlemek için o bariton vokal, o melodiler yeter zaten, ama o kadarıyla sınırlı kalmıyor. Yazdıkları sözler inanılmaz etkileyici bir kere. Mesela radiohead yoruyor beni bazen. Thom yorke çok şifreli konuşuyor. National öyle değil ama, her şey olduğu gibi. Bu kadar gerçekçilik bazen üzücü oluyor, ama çoğu zaman rahatlatıcı. Massive attack’i ise mükemmel oldukları için dinliyorum sadece. Röportajcıma bunu yıllardır anlatamadım, ama “massive attack yaylıları” diye bi kavram var bi kere yer yüzünde. onları canlı izlediğim 13 temmuz 2010 akşamı hayatımın en bombastik akşamıydı sanırım. Morphine’i ise aslında son 2-2.5 senedir falan dinliyorum. Bi tasarımcı röportajında “sanatla ilgilenen herkes morphine dinlemeli” demişti. Kimdi hatırlamıyorum ama onu okuduktan sonra birkaç şarkısını indirip elimi verdim, sonra bütün benliğimi kaptırdım. Mark sandman ölene kadar yaptıkları bütün şarkıları dinledim. O kadar çok seviyorum ki bu grubu bahsederken ağlayasım falan geliyor. Mark sandman’ın sesi, 2 telli slide bassları, bariton saksafonları, sözleri; her şeyleriyle mükemmeller. Onun dışında indie ağırlıklı, jazz’dan blues’tan klasik müziğe bi sürü şey dinlerim. 50’lerden 2000’lere kadar olan her şeyi severek dinleyebilirim aslında. 2000 öncesinden kalma severek dinlediğim bikaç hip hop şarkısı bile mevcut. Direk lastfm linkimi versem daha kolay olacaktı sanki. Guy ritchie ne yapsa izlerim, başucu filmi diyebileceğim bütün filmler o adamın elinden çıkmıştır. En başta da revolver. Diğer başucu filmlerimdeyse tom hardy oynamıştır. Onu da guy ritchie’nin rocknrolla’sında tanıyıp hemen hemen bütün filmlerini izledim. Çok “underrated” idi şimdiye kadar. İnception’la biraz dikkat çekti ama the dark knight rises’la insanlara heath ledger’ın jokerine unutturacak görün bakın. Bi de charlie chaplin’e ölürüm. Canım sıkılınca onunla ilgili makale falan okurum o derece. Dizi olarak da bi sürü dizi izledim ama breaking bad ile battlestar galactica’nın yeri apayrı. Battlestar zaten bir efsane. Breaking bad ise her şeyiyle çok farklı bi dizi. Onu izleyerek görüntü yönetmeni olmaya karar verdim ben.


konuşmamızın başından beri çok farklı bir "türk genci portresi" çiziyorsun bizlere. kendini yaşıtlarınla ya da türkiyedeki gençlerin geneliyle kıyasladığında neler düşünüyorsun. vardır elbet rahatsız olduğun yanlar. anlat bakalım.

Yok, çok bi farkım yok bence. Bazı şeylerin farkında olduğumu biliyorum. Biraz acımasızca ama sanırım biraz kötü şeyler yaşamak gerekiyor bunun için. Kendime göre büyük sıkıntılar çektim ben de ailemle birlikte. Dedem “akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin.” derdi. Belki de öyle olması lazım. Okuduğum bölümde bizim dönem 4 kızdan ibaret ve bu kızlardan biri daha birkaç ay önce bana ciddi ciddi “ ’merhaba’ nasıl yazılır?” diye sordu. Kendisi çoğu zaman benden daha mutlu. Yaşıtlarımla son zamanlarda aramdaki en büyük fark sınav sistemimize rahatlıkla “ya bi git” diyebilmem oldu heralde. Ben istediğim bölümü, hatta istediğim okulu seçebildim ama herkes yapamıyor bunu. Daha 18 yaşındayım ve hayatı çözmedim ama bugün itibariyle en önemli şey nefes alır gibi yapacağımız bir şey bulabilmek gibi geliyor. Mevcut sistem buna izin vermiyor. Tabii bir de ailemin hakkını vermem gerek. Çocuk yetiştirmek korkutucu bir şey ama onlar altından kalktılar bence. Ablam da ben de serbest büyüdük ama başıboş değildik asla. İnanılmaz fedakarlıklar yaptılar bizi büyütürken. Benim üzerimde gereksiz baskılar oluşturmadılar hiçbir zaman. Benim meşhur “hallederiz” modumu onlar oluşturdu hatta. Eğer ben üniversite sınavına 1 ay kala o zamana kadar verdiğim bütün emekleri bir kenara koyup bambaşka bir yola girmeye cesaret edebildiysem onlar sayesinde. Çünkü başarısız olursam da başarılı olduğum zamanki kadar yanımda olacaklarından emindim hep. Canlarım benim.


hayatının olmazsa olmazlarından konuşuyoruz madem, senin için çok önemli bi yeri olan konuya yani hayvanlara değinmeden olmaz. onlar hakkında ne demek istersin? sence etrafındakiler ya da genel olarak türk insanı yeterince ilgileniyor mu bu konularla.

Benim trafımdakiler ilgileniyor; ama türk insanını geçtim dünya insanı da ilgilenmiyor. Daha yeni kendi blogumda bu konuda içimi döktüğüm uzunca bir yazı yazdım, kimsenin okumasını beklemiyorum gerçi, o yazıyı yarı ağlayarak yazdım ve aynı şeyi gece gece bir daha yaşamaya niyetim yok. Tek söyleyeceğim bana “insan hayatına ne kadar değer veriliyor ki hayvan hayatına verilsin” diye gelmeyin. Yolda bir insan ezildiğinde birileri ambulans çağırıyor, suçlunun peşinden gidiliyor. Yolda bir hayvan ezildiğinde diğerleri de üzerinden geçip gidiyor. Sonuçta hepsi can, zeka seviyesi yaşama hakkını daha değerli ya da daha değersiz kılmıyor.


zaten bir "can"ın derdinde olan, insan ya da hayvan diye ayrım yapmaz. ama var ne yazık bi bunu yapan sözde insanlar da. =) o zaman sana bu konu hakkında daha fazla bir şey sormuyor ve bir diğer vazgeçilmezin olan basketbola geçiyorum. bu soruma "türkiyede sporun durumu nedir" diye cevap verebilir misin? sence neler yapılabilir nasıl destek olunabilir. ek soru olarak da efes pilsenin son zamanlarda başına gelenler hakkında - bkz. isim değişikliği - birkaç söz söylersen seviniriz. 

türkiye'de spor=futbol idi hep. ama bunun değişeceğini tahmin ediyorum. bi kere futbol inanılmaz çirkin. =) sonra bu son yaşanan malum olaylar var. bunlar olurken basketbolda ise istikrarlı bir şekilde çıkıştayız. erkek ve kadın basketboluyla milli takımlarda yakaladığımız çıkış, aldığımız organizasyonlar, kulüplerin yaptığı yatırımlari vs. ilgiyi basketbola kaydıracak gibime geliyor. kadın basketbolunu da sevmiyorum o yüzden o konuda çok söyleyecek bir şeyim yok. ama erkek basketbolunda belli bir seviyeye geldiğimiz aşikar. henüz bir sırbistan bir litvanya değiz ama tabii. ve sson yıllarda baya ulusal basketbol organizasyonu aldık geçen seneki dünya şampiyonası az daha elimizden alınıyordu ama sonunda iyi bir iş çıkardık. dışarıdan gelen çoğu gazeteci organizasyonun kusursuza yakın olduğunu, her çalışanın bütün sorunlara hazırlıklı olduğunu, bütün kolaylıkların sağlandığını söylüyordu. Şimdi euroleague 2011 final four’u istanbul’da ki bilmeyenleriniz, ilgilenmeyenleriniz için euroleague final four’u epey büyük bir olay. O kadar büyük ki ben bu sene bahar aylarına denk gelen almanya stajımı sonraya erteleyip istanbul’a gitmeyi düşünüyorum. kulüp bazında da iyi durumdayız, fenerbahçe açıkçası ülkerspor’un haklarına çöktü biraz ama aydın örs faktörüyle iyi devam ediyorlar. Galatasaray forma skandalının ardından oktay mahmuti’yi başa getirerek iyi bir iş yaptı ama galatasaraylılara bi soluklanmalarını söyleyebilirim. Çünkü Euroleague’de A lisansı almak istiyorlar ve bu bi senelik bir iş değil, ki bu kadar sorunlu bi kulüpte biraz sabretmeleri lazım. Sonuç olarak basketbolumuz iyi yolda ve bu benim canımı sıkıyor. Futboldaki enerjiyi salona taşımalarından korkuyorum. “basketbol seyirciyle güzel” diye bir söz vardır ama ben tam tersini düşünüyorum. =) ama öte yandann dolu salonda maç izlemek de inanılmaz bir şey.kalabalığın enerjisinin bu kadar tat verdiği yer bi basketbol maçları bir de konserler. Efes pilsen’in isim değişikliği konusunda çok sıkıntı çektik, işin aslı epey de yalnız bırakıldık. “Biz”den kastım bir avuç gerçek efes pilsen taraftarı ve artık taraftarla arkadaş olan oyuncular ve bazı kulüp çalışanları. Anadolu efes ismi onaylanana kadar ciddi bir kapanma tehdidi vardı. Basın pek çaktırmadı ama özellikle türk oyuncuların canı çok sıkkındı geçen sezon boyunca. ben okula giderken gelirken tapdk binasının önünden geçmek zorundayım, baya sinir bozucu oluyordu. Sonuç olarak efes pilsen’in ismi nba’e kadar uzanmış bir markaydı. Koca bir nesil basketbolu efes pilsen’le sevmişken “birayı çağrıştırıyor” diye isminin değiştirilmesi sadece haksızlık. Sadece kulüple ilgili de değil sorun, örneğin artık bir gelenek haline gelmiş milli takım hazırlık turnuvası Efes World Cup bu sene Basketball World Cup adıyla oynanıyor. Diğer yanda izmir’de süper toto sponsorluğunda bir hazırlık turnuvası yapılıyor. Anladınız siz. Bi de basketbol demişken YUGOSLAV demezsem içim rahat etmeyecek dedim ve içim rahat etti.


benim gibi sadece "milli maç"larda fanatik kesilenlerin spor anlayışı konusunda tartışmaya girmeden hemen diğer soruma geçmek istiyorum. çook yaratıcı bir soru olduğundan epey zorlanacağını düşünüyorum. : P bundan bi 10 yıl sonra gökçe kızımız nerelerde ne işler yapıyor olur?

1.5 sene önce bu soruyu sorsaydın şu an olduğum şeyden çok daha alakasız bir cevap verirdim. Yani açıkçası hiçbir fikrim yok. Olmasın da zaten. Sanırım huzurlu mutlu olursam o yeterli olur.


o zaman sana, kısa tutmaya çalıştığım sorularıma verdiğin uzun cevaplar için teşekkür ediyor ve seni en zorlayacak olan son soruya geçiyorum. : P blog sayfamız hakkında ne düşünüyorsun sayın fiskos okuru?

kıç gibi. =)

hfdjhfd pislik öyle mi yazıcam bloğa da :d

yaz bana ne. ne biliim işte ya güzelsiniz seviyorum sizi.




ben en çok son cevabı sevdim. samimiyetin doruklarına çıktık çünkü orada. canım benim. gökçe'ye buradan da bir kez daha teşekkür ediyor ve ilk röportajımızı beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz.

12 Ağustos 2011 Cuma

aç kapını çünkü beeeen geldim.

çok uzun süredir yazmıyorum bu nedenle özürlerimi bildiriyorum. neden bilmem. çok özledim buraları, yazmayı, çizmeyi. okulu bitirdim sınava girdim sonuç bekliyorum ben yeeeaaağ

çok yakında tekrar burada olacağıııım sevgiyle kalınız.

loveandpeace

11 Ağustos 2011 Perşembe

yaa bunlar da oluyor memlekette.


Kırklareli'de 11 yıldır 6 salonu ile faaliyet gösteren Cine Plaza Sineması, seyirci sayısı günlük ortalama 3 kişiye kadar düşünce kapatıldı. Sinemanın işletmecisi Gürhan Toker, 1 milyon lira yatırım yaptığı sinemaya halkın sahip çıkmadığından yakınarak, "Sinemada film izleme keyfini yaşatacağımızı düşündük. Bu hayalle 11 yıl Kırklareli'de hizmet ettik ama halk ilgi göstermedi" dedi.

'VİZYONA ÇIKMADAN KORSANI ÇIKIYOR'

Korsanla kimsenin mücadele edemediğini belirten sinema işletmecisi Gürhan Toker, sinemaya 1 milyon lira yatırım yaptığını ancak karşılığını alamadığını ifade etti. Filmlerin vizyona girmeden korsasının piyasaya çıktığını anlatan Toker şunları söyledi:

"Vizyona giren filmleri hemen alıyorduk. Bizim gençliğimizde sinema yoktu. Bunun hayaliyle Kırklareli'ne sinema açtık ama hayallerimiz gerçekleşmedi. İnşallah başka bir girişimci gelip yeniden sinema açar. Sinemanın kapasitesi bin kişi, temmuz ayı içerisinde yalnızca 250 kişi sinemaya gelmiş. Biletleri de diğer illere göre çok ucuz tuttuk ama yine de insanları sinemaya çekemedik. Vizyon filmleri gelmeden korsanları çıkıyor, kimse izlemeye gelmiyordu. "

Alıntıdır.Şuradan : http://www.haberler.com/kirklareli-nin-tek-sinemasi-kapandi-2891150-haberi/

7 Ağustos 2011 Pazar

kill me sarah, kill me again with love.

Bu cümle en çok Chuck Bartowski'ye uyuyor. O bunalımlı döneminin resmi ve vazgeçilmez -ki bende bayılıyorum- peynir topları! Canımsın lan.Sheldon Cooper bir yana sen bir yana ..

bir bardak süt.

Saatlerce idare eder. Her derde deva.

Brick by brick

Alex'in yeni saçı,yeni tarzı.görmüş müydünüz?
I wanna rock and roll!!!

suck it and see


ya arctic monkeys'in son albümünü niye beğenmiyolar? aslında cevabını biliyorum ama sormak istedim :p
bence benimsenirse hepsi birer pırlanta.ahah.
Kısaca tanıtalım:
Şarkı Listesi

1. She’s Thunderstorms
2. Black Treacle
3. Brick by Brick
4. The Hellcat Spangled Shalalala
5. Don’t Sit Down ‘Cause I’ve Moved Your Chair
6. Library Pictures
7. All My Own Stunts
8. Reckless Serenade
9. Piledriver Waltz
10. Love is a Laserquest
11. Suck It and See
12. That’s Where You’re Wrong

sesbirki

merhaba ya, bilmeyen varsa, ben de burda yazarim : )  gecikmeli olarak birseyler yaziyim dedim, daha yeni hatirladim yazar oldugumu... dermisim...yok öyle birsey, sadece ne yazicagimi bilmiyorum...

neyse...yaz aylarinda icimizi bayicak nesemizi kaciricak bir fikir icin geldim :) aramizda kac kisi kitap okuyor, ya da kac kisi kitap okuma fikrine sicak bakiyor bilemiycem ama mümkünse bu baslik altinda birbrimize kitap tavsiye edelim (bana da yeni kitap lazim cünkü) ve hatta hic öneremiycegimiz kitaplari da yazalim da, kavga ciksin. yok olmaz öyle sey. ama maksat kitaptan konu acilsin, biraz entelektüel takilalim falan filan..

ben size markus zusak'in "kitap hirsizi" romanini tüm ictenligimle önerebilirim misal. baska önerilerde bulunan olursa cok sevinirim ayrica. 

5 Ağustos 2011 Cuma

vırvırvırvııırr

Merhaba gönül dostlarım...eğer bi gün yazarlığı bırakırsam şaşmayın.herkes bi şeyleri bırakma peşinde :p teoman falan.
bir tercih dönemini daha geride bıraktık.umarım hayırlısı olur.daha sonra daha hoş,uzun yazılarla görüşmek üzere...

2 Ağustos 2011 Salı

patlıyorum

Evime geldiğimden beri rahat bir uyku çekemedim.Sorun bir tek uyku ile kısıtlı kalmıyor tabii.Ondan daha beteri var mide bulantısı.Evet, bu öyle bir illet ki hiç birşey yaptırmaz.En sevdiğim yemekten bile soğudum üstüne ramazan geldiği için oruç tutuyorum ama oruçlu olmasam bile oruçlu sayılırım karnım aç olduğu halde bile yiyemiyorum.
Ben nasıl bu hale geldim bir düşüneyim diyorum ama cevabı yok. Her şey telefona gelen bir mesajla başladı yaklaşık 1 hafta oldu.Ne mesajı,kim atmış falan önemli değil.Ondan sonra bir bulantıdır başladı ki sormayın gitsin. Aslında mesaj benim çıkış noktam ne yani bi mesaj yüzünden böyle kötü hissedecek değilim herhalde.Aylardır içimde biriken sıkıntılar harekete geçti şimdide patlak verdim.Aynısını iki yıl öncede yaşamıştım ben sonu hiç iyi olmadı.Doktora gittim bana antidepresan kakaladı bayağı kullandım ama 'yemişim ilacını ilaç bende beya' diye normale döndüm.Ama şimdi .. Plak geriye sarıyor.
Aslında yazmanın bir anlamıda yok ama aklımdan geçiriyorum belki yazıpta rahatlarım da rahatça uyurum diye!
Evet ben yaşayan bir ölüyüm bu hafta itibariyle.Ne zaman geçer bilmiyorum belki yarın normal bir düzene girerim.
Her şeyi bi kenara bıraktım sıkıntıymış,bulantıymış ıvır zıvır.En kötüsü ne biliyor musun? Kafamı yastığa bırakınca kafadan sesler korom harekete geçiyor.Beynim öyle bir çalışıyor ki ben düşünmediğim halde nerden alıyor bu enerjiyi uyusana bi sussana sen..O enerjiyi derslerde harcasam tıp okurdum herhalde. İşte en çok canımı sıkan nokta bu.Müzik bile dinleyemiyorum yahu lanet olsun hepsine.Ama geçicek bunları düşünmek demek her zamanın berbat geçmesi anlamına geliyor.Evet ben gidiyorum, iyi olunca görüşürüz!